Bolluk Masalı mı, Dijital Feodalizm mi?

Bu yazıyı paylaş
X It! LinkedIn Facebook
Bolluk Masalı mı, Dijital Feodalizm mi? konu resmi

Görüşümü en baştan söyleyeyim, saklamanın anlamı yok: Eğer bugünkü siyasal ve ekonomik gidişat köklü biçimde değişmezse, AI sonrası dünyada bizi bekleyen şey büyük olasılıkla “UBC (Universal Basic Capital – Evrensel Temel Sermaye) tipi reformist bir kapitalizm” değil, “dijital feodalizm”.

Yani Sam Altman’ın “herkese sermaye payı”, Nathan Gardels’ın “AI zenginliğini yayalım”, Elon Musk’ın “evrensel yüksek gelir” vizyonu eğer bugünkü güç dağılımıyla hayata geçerse; sonuçta vardığımız yer, herkesin rahat yaşadığı bir bolluk dünyasından çok, tepedeki birkaç “dijital lord” ile, aşağıda güvencesiz ve zayıf pazarlık gücüne sahip geniş bir prekarya tabakasının yaşadığı bir düzen olur.

1. Bolluk vaadi: UBC ve “herkese pay” fikri

Noema’da Nathan Gardels, temel sorunun artık enflasyon değil, “affordability” – yani hayat pahalılığı, barınma, sağlık, eğitim gibi temel alanlarda erişilebilirlik – olduğunu söyleyip, çözümü “evrensel temel sermaye” üzerinden bakıyor (1). Kabaca diyor ki:

  • YZ verimliliği zenginliği büyütüyor ama bu zenginlik çok dar bir elde toplanıyor.

  • Geliri vergilendirip dağıtmak yerine, sermaye mülkiyetini baştan daha geniş tabana yayalım.

  • Herkesin, YZ’nin ürettiği değerden pay aldığı bir sermaye hesabı olsun.

Bu fikrin ilham kaynaklarından biri, Sam Altman’ın “American Equity Fund” önerisi (2), (3). Altman, Moore Yasası mantığını alıp sadece çiplere değil, hayattaki bütün fiyatlara uygulamaya çalışıyor: AI ile verimlilik katlanarak artacak, maliyetler düşecek, fiyatlar gerileyecek. Bu arada, dev ŞİRKETlerin ve toprak sahiplerinin serveti büyüyecek. Devlet, ŞİRKETlerden ve büyük toprak sahiplerinden belirli bir yüzde hisseyi her yıl bir fona aktaracak, bu fonun getirisi de tüm vatandaşlara düzenli gelir olarak aktarılıyor (2), (3). Temel mantık:

“Herkesi küçük de olsa sermayedar yapalım. Maaşa sıkışmış yaşam yerine, sermaye getirisi de olsun.”

UBC’nin cazibesi burada: Prekarya dediğimiz, güvencesiz, proje bazlı, gelir dalgalanmaları yüksek kitleye “sadaka değil, sahiplik” vadediyor (4).

Musk ise başka yerden aynı hikâyeye ekleme yapıyor: Ona göre yapay zekâ ve robotlar, insanların yerine geçtikçe öyle bir bolluk yaratacak ki, “evrensel temel gelir” bile yeterli olmayacak; bir tür “evrensel yüksek gelir” görebiliriz (2), (5), (6). Yani:

  • Para gündelik kaygı olmaktan çıkacak.

  • İnsanlar “çalışmak zorunda” değil, “çalışmak isterse” çalışacak.

  • Kimse aç kalmayacak, barınma ve gıda temel hak olarak garanti edilecek.

Bu vizyonu Anadolu Ajansı da “yoksulluğu bitirecek, çalışmayı isteğe bağlı kılacak” bir çağ olarak çerçeveliyor (2), (6). AI–dinli, robot–işçili bir gelecek resmi çiziliyor: Para yok, açlık yok, herkes istediği işle uğraşıyor.

Harika bir fikir gibi geliyor.

Ama bu tabloyu bir anlığına durdurup şu gerçeklere bakalım:

  • Bugün YZ altyapısı, devasa veri merkezleri, robot filoları, çip ekosistemi; hepsi çok sınırlı sayıda ŞİRKETin elinde.

  • Bu ŞİRKETler, pazar payı, düzenlemeler üzerindeki lobi gücü ve veri sahipliği açısından, tarihin gördüğü en güçlü aktörler haline geldi.

  • YZ’nin ürettiği değeri nasıl paylaşacağımız konusunda bağlayıcı bir küresel rejim yok.

Bu koşullarda “para önemsizleşecek” demek, çoğu insan için şiirsel bir metafor. Gerçekte olan şu:

Para henüz önemsizleşmeden önce, senin emeğin ve pazarlık gücün önemsizleşiyor.

2. Prekarya ve AI: Yeni tehlikeli sınıf, eski hikâyelerin ötesi

Guy Standing, The Precariat: The New Dangerous Class kitabında, klasik işçi sınıfından farklı bir “prekarya” tarif ediyor (4), (7):

  • Sürekli kısa süreli işler, freelance projeler, platform işleri arasında savrulanlar,

  • Mesleki kimliği olmayan, her an işini kaybedebilecek insanlar,

  • Sosyal hakları zayıf, sendikal temsil imkânı olmayan gruplar.

Standing’e göre bu kitle, henüz “kendisi için sınıf” değil; yani örgütlü, kendi çıkarının farkında bir toplumsal aktör değil. Parçalanmış, kimliksiz ve güvencesiz olduğu için, çok kolay şekilde popülist liderlerin eline düşebiliyor (7), (8).

YZ’nin getirdiği otomasyon dalgası burada devreye giriyor.

Bugün:

  • Sadece mavi yakalılar değil, beyaz yakalı giriş seviyesi işler, call center çalışanları, temel muhasebe, basit raporlama, hatta tasarım ve içerik üretimi bile otomasyon baskısı altında (9).

  • YZ altyapısını elinde tutan ŞİRKETler, aynı işi daha az kişiyle yapabiliyor; kalanlar proje bazlı, sözleşmeli, güvencesiz statülere itiliyor.

  • Platform ekonomisi, insanlara “esneklik” diye pazarlanan, gerçekte ise belirsizlik ve riskin çalışanlara devredildiği bir model kuruyor.

Bu tablo, klasik “işçi–patron”, “işveren–memur” dengesinden farklı bir statü yaratıyor:

  • Ne tam anlamıyla işçi (sendikal ve yasal korumalar zayıf),

  • Ne de tam anlamıyla serbest meslek (pazarlık gücü düşük, fiyatları platform belirliyor).

Alttan alta biriken öfke var ama hedefi belirsiz.
Kimlik parçalı: bir gün kurye, ertesi gün içerik üreticisi, hafta sonu başka bir platformda çalışan.

Böyle bir zeminde, UBC gibi öneriler, kağıt üzerinde “herkesi biraz sermayedar yapma” iddiasıyla cazip görünüyor. Ama dikkat:

  • UBC, ancak ciddi bir politik dönüşüm ve güçlü kurumlarla birlikte çalışır.

  • Aksi hâlde “herkese minik bir fon hesabı açalım, sistem aynı kalsın” düzeyinde kalır; bu da prekaryayı sakinleştiren, ama güçlendirmeyen bir pansuman olur.

3. Bolluk masalı mı, dijital feodalizm mi?

Musk’ın sık tekrarladığı “evrensel yüksek gelir” fikri, modern bir bilimkurgu ütopyası gibi (2), (5), (6):

  • YZ ve robotlar her şeyi üretiyor.

  • Paranın önemi azalıyor.

  • Herkesin temel ihtiyaçları karşılanmış, insanlar yaratıcılığa, sanata, bilime yönelmiş.

Fakat bu vizyonun içinde kritik birkaç soru boşta bırakılıyor:

  • Bu YZ ve robotların sahibi kim?

  • Veri kimin?

  • Bu sistemin altyapısına kimin erişimi var?

Bugünkü realiteye bakalım:

  • Küresel ölçekte, büyük teknoloji ŞİRKETlerinin piyasa değerleri, birçok ülkenin milli gelirinin üzerinde (9).

  • Veri, “yeni petrol” değil, doğrudan “yeni toprak düzeni”. Toprak ve madenler eskiden nasıl birkaç büyük güç arasında bölüşüldüyse, bugün de veri, çip, bulut altyapısı birkaç dev aktörün elinde.

  • Küresel vergi sistemi, bu ŞİRKETlerin tüm değer üretimini yakalayıp adil bir şekilde topluma geri dağıtacak kadar güçlü değil (10).

Böyle bir tabloda “herkesin yüksek geliri olacak” demek, şu anda en azından üç açıdan problemli:

  1. Bu gelir nereden finanse edilecek? Yük, kimden alınacak?

  2. Ulusal devletler, bu ŞİRKETlerden ne kadar vergi alabilecek?

  3. Bu vergi, gerçekten herkese eşit ve adil dağılacak mı, yoksa yine politik pazarlıkların konusu mu olacak?

Bugün bile basit bir dijital hizmet vergisi, uluslararası pazarlıkların konusu. American Equity Fund gibi fikirler, teknik olarak ilginç ama politik olarak zayıf; henüz blog yazısı ve konferans sunumu düzeyini geçebilmiş değiller (1), (2), (3), (11).

Kısacası:

  • Bolluk masalı, bugünkü güç ilişkilerini ve vergi sistemlerini görmezden geldiği ölçüde masal olarak kalıyor.

  • Prekarya için risk, “yüksek gelirli özgürlük”ten çok, “daha ince ayarlı bir bağımlılık” – yani dijital feodalizm.

4. Türkiye gerçeği: Gençler, emekliler ve “sistemden kaçanlar”

Şimdi “Amerika’da şöyle olacak” düzeyinde kalmayalım; Türkiye gerçeğine bakalım.

Bu bölümde Türkiye fotoğrafını sadece çerçeve olarak çizeceğim; NEET, kayıt dışı istihdam, EYT, BES ve TOKİ başlıklarını 3. bölümde daha detaylı ve rakamlarla açacağım.

4.1 Genç işsizlik ve NEET: Kaybolan kuşak riski

TÜİK verilerine göre 15–24 yaş arası genç işsizlik oranı 2024’te %16,3 civarında (10).
Eurostat’a göre 15–29 yaş grubunda NEET oranı – yani ne eğitimde ne istihdamda ne de stajda olan gençlerin oranı – %25,9 ile Avrupa’da birinci (11).
Bazı raporlar, 18–24 yaş grubunda her üç gençten birinin sistemin dışına düştüğünü söylüyor (11), (12), (13).

Bu ne demek?

  • YZ devrimi konuşulurken, bu gençlerin önemli bir kısmı temel beceri setinden bile kopmuş durumda.

  • Kimi güvencesiz işlerde, kimi kayıt dışı; kimi de evde, borç ve umutsuzluk içinde.

Sen Musk’ın “çalışma isteğe bağlı olacak” cümlesini okurken, Türkiye’deki birçok genç için tek “isteğe bağlılık” alanı işsiz kalmak veya güvencesiz kalmak.

4.2 Kayıt dışı istihdam: Dijital serflik için hazır zemin

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın sunumlarına göre Türkiye’de kayıt dışı istihdam oranı son yıllarda %28–30 bandında (14).
WIEGO’nun Türkiye raporu, 2019–2023 arasında istihdam artışının önemli kısmının kayıt dışı, düşük ücretli ve kırılgan işlerde gerçekleştiğini vurguluyor (15).

Bu ne anlama geliyor?

  • Zaten sosyal güvencesi zayıf, emeklilik hakkı biriktiremeyen, sendikasız, örgütsüz, prekaryalaşmış kitleler var.

  • YZ ve otomasyon baskısı arttıkça, bu kitlelerin pazarlık gücü daha da zayıflıyor.

  • Platform ekonomisi, “esnek çalışma” söylemi altında, daha fazla insanı sosyal koruma ağlarının dışına itiyor.

4.3 EYT, BES ve TOKİ’nin sınırlı ufku

EYT düzenlemesi, geçmişteki bir yaş adaletsizliğini düzeltirken, geleceğin sosyal güvenlik sistemine ciddi yük getiriyor (16), (17), (18).

BES ve otomatik katılım, herkesi bir nebze “sermayedar yapma” iddiası taşısa da, düşük gelirli ve kayıt dışı çalışan büyük kitleleri sistemin dışında bırakıyor; birikimler çoğu zaman AI çağında anlamlı bir güvenlik yastığı yaratacak düzeye ulaşamıyor (19), (20).

TOKİ projeleri, barınma sorununun bir kısmını çözerken, uzun vadeli borç ve mekânsal bağımlılık üzerinden emek üzerinde yeni bir disiplin mekanizması üretiyor (21), (22).

Kısacası Türkiye, AI dalgasına girerken:

  • Gençlerini sistemin dışına itmiş,

  • Çalışanlarının önemli kısmını kayıt dışı ve güvencesiz bırakmış,

  • Sosyal politikasının odağında hâlâ inşaat ve borç olan bir ülke.

Bu zeminde, kendimizi Alaska veya Norveç’le kıyaslayıp “biz de AI fonu kurarız, herkese pay veririz” demek, gerçekle bağını koparmaktır.

5. Neden “UBC tipi reformist kapitalizm” değil de “dijital feodalizm” daha olası?

Şimdi soruya doğrudan cevap vereyim:

Bugünkü güç dengeleri, kurumlar ve sosyal politika araçlarıyla gidildiği takdirde, AI sonrası dönemde UBC tipi daha adil bir kapitalizmden çok, dijital feodalizmin daha olası olduğunu düşünüyorum.

Neden?

  1. Sermaye yoğunluğu:
    YZ ve robotik, yüksek sermaye gerektiren alanlar. Küçük sermayedarın bu alana girmesi zor; büyük sermaye ise zaten küresel ölçekte konsolide oluyor.

  2. Düzenleme zayıflığı:
    Ne ABD’de ne AB’de ne Türkiye’de, YZ’den doğan rantı sistematik olarak toplayıp yeniden dağıtacak güçte bir vergi ve düzenleme rejimi yok. Hâlâ, American Equity Fund vb. makale ve blog düzeyinde (1), (2), (3).

  3. Kurumsal kapasite ve güven sorunu:
    UBC gibi uzun vadeli mekanizmalar için, yüksek güven ve kurumsal kapasite gerekiyor. Norveç gibi ülkelerde bile bu süreç onlarca yıl sürdü (4). Türkiye gibi kurumsal erozyonun gündem olduğu ülkelerde bu güveni yaratmak kolay değil (16), (18).

  4. Toplumsal baskının yönü:
    Prekarya öfkeli ama örgütsüz. Bu öfke, çoğu zaman yapısal çözümler (vergi reformu, fon mimarisi, mülkiyet paylaşımı vb.) yerine, kısa vadeli popülist adımlara kanalize ediliyor (8).

Sonuçta, eğer bir müdahale gelmezse, YZ’nin ürettiği bolluk:

  • Üstte çok az sayıda “dijital lordun”,

  • Altta ise platformlara, borca, algoritmalara bağımlı geniş bir prekaryanın

dünyasını yaratmaya daha yakın.

6. Peki bu kadar karamsarsak neden UBC, AI vergisi, sosyal fonlar konuşuyoruz?

Çünkü “olası olan” ile “mücadele edilmesi gereken” aynı şey değil.

UBC, American Equity Fund, sosyal zenginlik fonları, AI vergi rejimleri, çalışanlara pay veren yeni ŞİRKET modelleri… hepsi aynı siyasi soruya verilen farklı cevaplar:

Yapay Zekadan doğan zenginlik kimin olacak?

Bu soruya “ŞİRKETlerin ve hissedarların” dışında cevap vermek istiyorsak, hem ulusal düzeyde politika tasarımına hem de ŞİRKET ve birey düzeyinde strateji üretmeye mecburuz.

Bu dizinin geri kalanı, tam da bu yüzden yazıldı:

  • İkinci bölümde, UBC ve UBI’nin dünya örneklerini ayıklayacağız.

  • Üçüncü bölümde, Türkiye’nin kırılganlıklarını masaya yatıracağız.

  • Dördüncü bölümde, “dijital feodalizm varsayılan senaryo”ysa bile, ŞİRKET ve birey olarak ne yapabileceğimizi konuşacağız.


Kaynaklar

[1] N. Gardels, “Address ‘Affordability’ By Spreading AI Wealth Around,” Noema Magazine, Nov. 2025.
[2] R. I. Turan, “Musk says AI and humanoid robots will eliminate poverty, make work ‘optional’,” Anadolu Ajansı, Nov. 2025.
[3] S. Altman, “Moore’s Law for Everything,” 2021.
[4] G. Standing, The Precariat: The New Dangerous Class, London: Bloomsbury Academic, 2011.
[5] P. Domingos, The Master Algorithm: How the Quest for the Ultimate Learning Machine Will Remake Our World, 2015.
[6] “Elon Musk: AI could create ‘universal high income’,” Anadolu Ajansı, Nov. 2025.
[7] G. Standing, A Precariat Charter: From Denizens to Citizens, London: Bloomsbury Academic, 2014.
[8] “The New Dangerous Class: Guy Standing on the Precariat,” RSA Lecture, 2011.
[9] McKinsey Global Institute, “Jobs Lost, Jobs Gained: Workforce Transitions in a Time of Automation,” 2017.
[10] TurkStat, “Youth in Statistics, 2024,” Turkish Statistical Institute, 2024.
[11] “Turkey Leads Europe in Youth NEET Rate at 25.9%,” PA Turkey, Jul. 2025.
[12] E. Erdoğan, P. Uyan-Semerci, B. E. Akkan, “Turkey’s economic crisis leaves youths jobless and disillusioned,” Turkish Minute, Oct. 2025.
[13] ILO, “Global Employment Trends for Youth 2024,” Int. Labour Organization, 2024.
[14] Republic of Türkiye Ministry of Treasury and Finance, “Turkish Economy Presentation 2024,” Feb. 2024.
[15] WIEGO, “Workers in Informal Employment in Türkiye: A Statistical Profile 2019–2023,” Statistical Brief No. 42, Jun. 2025.
[16] “Turkey: Easing of retirement eligibility for EYT employees,” Willis Towers Watson, Jan. 2023.
[17] “Turkish Parliament OKs bill to enable early retirement for millions,” Daily Sabah, Mar. 2023.
[18] “Finance minister says law making millions eligible for early retirement crippled budget,” Turkish Minute, Jul. 2024.
[19] Insurance Association of Türkiye, “General Assembly Activity Report 2024,” Mar. 2025.
[20] H. Y. et al., “Türkiye’de Bireysel Emeklilik Sisteminin 20. Yılı,” Akademik Makale, 2024.
[21] TOKİ, “Housing Programs,” Housing Development Administration of Türkiye, 2024.
[22] “Türkiye launches its biggest social housing project,” Daily Sabah, Oct. 2025.

Kobitek'e ücretsiz üye olun
Etiketler:

Tufan Karaca
Tufan Karaca

1954 doğumlu olan Tufan Karaca, Kadıköy Maarif Koleji’nden mezun olduktan sonra eğitimini Virginia Polytechnic Institute and State University’de tamamlamıştır. 45yıllık profesyonel yaşamının 20 yılını dokuz farklı ülkede, uluslararası şirketlerde üst düzey yöneticilik yaparak geçirmiştir.

İş dünyasında edindiği deneyimleri eğitim alanına da taşıyarak, Yeditepe Üniversitesi ve Özyeğin Üniversitesi gibi önde gelen üniversitelerde dersler vermiştir. Halen yönetim danışmanı olarak kariyerini sürdüren Karaca, yönetim eğitimleri ve stratejik danışmanlık hizmetleri sunarak, modern iş yönetimi ilkelerini ve trendlerini kurumlara aktarmaktadır.

Yönetim alanındaki uzmanlığını kaleme aldığı “Girişimciler için Kolay ve Hızlı İş Planı Hazırlama”, “Career Management In a Disrupted World “, “Yeni Dünya Düzeninde Kariyer Yönetimi”, “Arts Entrepreneurship: How to Craft Your Creative Business Model”, “Sanatta Girişimcilik - YARATICI İŞ MODELİNİZİ NASIL GELİŞTİRİRSİNİZ? “gibi kitaplarıyla geniş bir kitleyle buluşturan Karaca, girişimcilik, stratejik esneklik ve VUCA gibi güncel yönetim konularında çalışmalarını sürdürmektedir.

Destekçilerimize Teşekkürler


Kozyatağı Mahallesi Sarı Kanarya Sokak Byofis No: 14 K:7 Kadıköy 34742 İstanbul
Telefon: 0216 906 00 42 | E-Posta: info@ kobitek.com

KOBITEK.COM, bir TEKNOART Bilişim Hizmetleri Limited Şirketi projesidir.

2001 yılından beri KOBİlere ücretsiz bilgi kaynağı olma hedefi ile, alanında uzman yazarlar tarafından sunulan özgün bir iceriğe sahiptir.

Tüm yazıların telif hakları KOBITEK.COM'a aittir. Alıntı yapılabilir, referans verilebilir, ancak yazarın kişisel bloğu dışında başka yerde yayınlanamaz!!!