Şirketiniz Değişirken Çalışabiliyor Mu?

Bu yazıyı paylaş
X It! LinkedIn Facebook
Şirketiniz Değişirken Çalışabiliyor Mu? konu resmi

Şirketler değişim dönemlerinde operasyonlarını durdurma lüksüne sahip değil. Günlük işi sürdürürken yeni teknolojilere, müşteri beklentilerine ve rekabet koşullarına uyum sağlamak zorundalar. Bu nedenle asıl yönetim problemi yalnızca değişimi yönetmek değil, organizasyonun değişirken de çalışabilmesini sağlayacak kapasiteyi geliştirmek.

Bir makineyi değiştirmek için durdurabilirsiniz. Bir mağazayı tadilat nedeniyle birkaç hafta kapatabilirsiniz. Bir yazılım sistemini devreye alırken kısa süreli kesintileri göze alabilirsiniz.

Ama bir şirketi durdurup yeniden kuramazsınız.

Müşteri beklemez; siparişlerin teslim edilmesi, faturaların kesilmesi, maaşların ödenmesi, ürünlerin geliştirilmesi ve günlük sorunların çözülmesi gerekir. Bütün bunlar devam ederken teknoloji değişir, müşteri beklentileri farklılaşır, yeni rakipler ortaya çıkar, maliyet yapısı bozulur veya dün doğru olan bir çalışma biçimi bugün yetersiz kalmaya başlar.

Şirket bir yandan bugünün işini yapmak, diğer yandan yarının işine dönüşmek zorundadır.

Bana göre çağdaş yönetimin en zor problemlerinden biri bu.

Bir organizasyon değişirken de çalışabilir mi?

Çünkü değişim dönemsel olmaktan çıkıyorsa, şirketlerin yalnızca değişimi yönetmeyi değil, değişirken çalışmayı öğrenmeleri gerekiyor.

Şirketi Durdurup Dönüştüremeyiz

Değişim projelerinin diline baktığımızda çoğu zaman örtülü biçimde bir “önce” ve “sonra” dünyası kurduğumuzu görüyoruz. Bugünkü yapı vardır, dönüşüm başlar, yeni yapı kurulur ve ardından şirket yeni düzeninde yoluna devam eder.

Gerçekte şirketler böyle yaşamıyor.

Yeni bir kurumsal kaynak planlama sistemi (enterprise resource planning – ERP) kurulurken satış ekibi müşteriye gitmeye devam ediyor. Organizasyon yeniden yapılandırılırken üretim hedefleri ortadan kalkmıyor. Yapay zekâ uygulamaları denenirken mevcut sistemler çalışmayı sürdürüyor. Yeni bir iş modeli geliştirilirken eski iş modeli hâlâ şirketin nakdini yaratıyor.

Yönetimin önünde biri bittikten sonra diğerine geçebileceği iki ayrı iş yok. Operasyonu yürütmek ve değişmek aynı anda gerçekleşiyor.

Bu ikili gereklilik yönetim literatüründe yeni değil. Charles O’Reilly ve Michael Tushman’ın çift yönlü organizasyon (ambidextrous organization) olarak tanımladığı yaklaşım, şirketlerin mevcut işlerini verimli biçimde yürütürken aynı zamanda yeni fırsatları araştırabilmeleri gerektiğine dikkat çekiyor [1].

Organizasyon bir taraftan mevcut yeteneklerden yararlanmak (exploitation), diğer taraftan da yeni olanakları keşfetmek (exploration) zorunda.

Söylemesi kolay. Yönetmesi değil.

Çünkü bugünün işini iyi yapmak ile yarının işini kurmak çoğu zaman organizasyondan farklı davranışlar istiyor.

Bugünün Başarısı Yarının Değişimini Zorlaştırabilir

İyi çalışan bir organizasyon zaman içinde kendisine bir düzen kurar. İşler standartlaşır, insanlar ne yapacağını öğrenir, sorumluluklar belirginleşir, süreçler hızlanır. Deneyim arttıkça şirket aynı işi daha az hata ve daha düşük maliyetle yapmaya başlar.

Uzun yıllar yönetimden beklediğimiz de büyük ölçüde buydu.

Fakat burada önemli bir paradoks var. Bir şirket belirli bir çalışma biçiminde ne kadar başarılı hale gelirse, o çalışma biçiminden vazgeçmesi de o kadar zorlaşır. Çünkü mevcut sistem artık yalnızca süreçlerden oluşmaz; insanların deneyimleri, uzmanlıkları, kariyerleri, bütçeleri, başarı ölçüleri ve hatta şirket içindeki statüleri de o sistemin etrafında şekillenmiştir.

Bugünkü başarıyı yaratan yapı, yarın yapılması gereken değişimin önündeki engellerden birine dönüşebilir.

Yönetim Olgunluğu Haritası – Genel Müdür 1.0’dan 8.0’a kitabımda yönetim evrelerini birbirinin yerini alan modeller olarak değil, organizasyona zaman içinde eklenen kapasiteler olarak ele almamın nedenlerinden biri de bu [3].

Şirket büyürken eski yönetim kapasitesini bütünüyle ortadan kaldırıp yerine yenisini koymuyor. Yeni kapasiteler eskilerin üzerine ekleniyor. Asıl sorun, geçmişte başarı üretmiş bir yönetim biçiminin koşullar değiştiğinde de aynı ağırlıkla kullanılmaya devam edilmesiyle ortaya çıkıyor.

Dün şirketi büyüten karar verme biçimi, organizasyon karmaşıklaştığında darboğaza dönüşebilir. Bir dönem gerekli olan kontrol mekanizması, başka bir dönemde hareket hızını azaltabilir. Yönetim olgunluğu da biraz burada başlıyor: yalnızca yeni yöntemler öğrenmekte değil, daha önce işe yarayan bir yöntemin nerede sınır oluşturmaya başladığını görebilmekte.

Değişim ihtiyacı ortaya çıktığında karşımıza yalnızca teknik bir problem çıkmamasının nedenlerinden biri bu. Değişmesi gereken yapı, çoğu zaman bugünkü başarıyı üretmiş olan yapının kendisi.

David Teece’in dinamik yetkinlikler (dynamic capabilities) yaklaşımı bu konuda önemli bir açıklama sunuyor. Teece uzun dönemli rekabet gücünü yalnızca mevcut kaynak ve yeteneklere sahip olmakla açıklamıyor; işletmenin çevresindeki fırsat ve tehditleri algılayabilmesi, bunlara karşı harekete geçebilmesi ve gerektiğinde kendi kaynaklarını, süreçlerini ve yapısını yeniden düzenleyebilmesi gerektiğini savunuyor [2].

Bence kritik yaklaşım yeniden düzenleyebilmek.

Mesele yalnızca değişimin geldiğini görmek değil. Gördükten sonra şirketin kendisiyle bir şey yapabilmesi.

Değişebilmek Bir Proje Yetkinliği Değildir

Şirketlerde değişim ihtiyacı ortaya çıktığında genellikle yeni bir mekanizma kuruyoruz. Dönüşüm ofisi oluşturuyor, proje ekipleri kuruyor, danışmanlar getiriyor, yeni programlar başlatıyoruz. Bunların gerekli olduğu durumlar kuşkusuz var.

Yine de şu soruyu sormakta yarar görüyorum:

Bir şirket değişebilmek için her seferinde olağanüstü bir organizasyon kurmak zorundaysa, değişebilme yeteneği gerçekten şirketin içinde midir?

Yangın çıktığında itfaiyeye ihtiyaç vardır. Ama şirketin normal çalışabilmesi için her sabah itfaiyeyi çağırmak zorundaysak başka bir problemimiz var demektir.

Değişim için de benzer bir durum söz konusu olabilir.

Her yeni durumda üst yönetimin büyük bir dönüşüm kampanyası başlatması, insanları yeniden ikna etmesi, bölümler arasındaki duvarları yeniden kırması ve organizasyonu zorlayarak hareket ettirmesi gerekiyorsa şirket çok sayıda değişim projesi yürütüyor olabilir. Bu, tek başına onun değişebilen bir şirket olduğunu göstermez.

Değişebilme kapasitesi daha gündelik bir yerde ortaya çıkar. İnsanların yanlış giden bir şeyi gördüklerinde söyleyebilmelerinde, sonuç vermeyen bir uygulamayı sırf geçmişte karar verildi diye savunmamalarında, yeni bilgi geldiğinde eski kararların yeniden değerlendirilebilmesinde ve farklı bölümlerin bir problem karşısında aylarca yetki tartışmak yerine birlikte hareket edebilmesinde.

Bunlar bir değişim projesi başladığında edinilecek davranışlar değildir. Şirketin normal çalışma biçiminin parçası olmaları gerekir.

Değişirken Çalışmak Sürekli Değişmek Değildir

Burada başka bir yanlışa düşmemek gerekiyor.

Değişebilmek, sürekli organizasyon değiştirmek anlamına gelmez. Her ay yeni bir öncelik ilan etmek, çalışanların görevlerini durmadan değiştirmek, dün alınan kararı bugün gerekçesiz biçimde tersine çevirmek veya her yeni teknoloji çıktığında şirketi başka bir yöne koşturmak değişebilme yeteneği değildir.

Bunun adı yönetim istikrarsızlığıdır.

Değişirken çalışabilen şirket ile sürekli savrulan şirket arasındaki temel farklardan biri, neyin değişmesi gerektiğini anlayabilmek kadar neyin korunması gerektiğini de bilmektir.

Müşteriye verilen sözler, etik ilkeler, şirketin varlık nedeni veya gerçekten ayırt edici bazı yetkinlikler değişimin ortasında korunabilir. Bunları gerçekleştirmek için kullanılan süreçler, yapılar ve yöntemler ise koşullar değiştikçe yeniden ele alınabilir.

Değişebilme kapasitesi her şeyi akışkan hale getirmek değil, neyi sabit tutacağımızla neyi değiştireceğimiz arasındaki ayrımı yapabilmektir.

Bu ayrım yapılamadığında iki uçtan birine savrulmak kolaylaşıyor. Ya şirket mevcut düzeni korumak uğruna gerekli değişimi geciktiriyor ya da değişim adına organizasyonun ihtiyaç duyduğu bütün sürekliliği ortadan kaldırıyor.

İkisinin de bedeli var.

Aynı Şirketin İki Farklı Zamanını Yönetmek

Bir anlamda yöneticiler bugün aynı şirketin iki farklı zamanını aynı anda yönetiyor.

Bir tarafta bugünün müşterisi, bütçesi, çalışanı ve verilmiş sözleri var. Bunların ihmal edilmesi mümkün değil. Diğer tarafta ise henüz tam olarak nasıl şekilleneceğini bilmediğimiz bir gelecek duruyor. Bugünkü ürün değişebilir, bazı işler ortadan kalkabilir, yeni yetkinliklere ihtiyaç duyulabilir veya şirketin para kazanma biçimi farklılaşabilir.

Kamil Kasacı ile yayımladığımız Genel Müdür 8.0 – Liderlikte Etkinlik, Verimlilik ve Dönüşüm Rehberi kitabında üzerinde durduğumuz temel meselelerden biri de bu gerilimdi [4]. Şirketin yalnızca bugünkü operasyonunu daha iyi yönetmesi yeterli değil; dönüşüm kapasitesini de günlük yönetimin bir parçası haline getirmesi gerekiyor.

Bu, yöneticiyi iki farklı mantıkla aynı anda çalışmaya zorluyor.

Bugünün işi verimlilik isterken yarının işi öğrenmeye ihtiyaç duyuyor. Bugünkü operasyon belirsizliği azaltmaya çalışırken yeni bir alanı keşfetmek bir miktar belirsizlikle yaşayabilmeyi gerektiriyor. Mevcut sistem hatayı azaltmak isterken yeni bir şey geliştirmenin doğasında deneme, yanılma ve vazgeçme var.

O’Reilly ve Tushman’ın çift yönlü organizasyon (ambidextrous organization) yaklaşımının uygulamadaki güçlüğü de burada ortaya çıkıyor. Şirket mevcut işi koruyan disiplin ile yeni işi ortaya çıkaracak arayışı aynı çatı altında yaşatmak zorunda [1].

Yöneticinin işi iki taraftan birini seçmek değil.

Yalnızca bugünü koruyan yönetici şirketi zamanla geçmişe kilitleyebilir. Yalnızca geleceği konuşan yönetici ise şirketin bugünkü ekonomik gerçekliğini kaybedebilir.

Mesele bugünü çalıştırırken yarını kurabilmek.

Şirket Değişirken Neresi Kırılıyor?

Bir şirketin değişirken çalışabilme kapasitesini anlamak için büyük dönüşüm projelerini beklemeye gerek yok. Daha küçük olaylar bazen çok daha fazla şey söyler.

Müşteriden beklenmedik bir talep geldiğinde şirket ne kadar sürede cevap verebiliyor?

Bir uygulamanın işe yaramadığı ortaya çıktığında onu değiştirmek ne kadar zor?

Sahadaki çalışanların gördüğü bir sorun karar vericilere ne kadar hızlı ulaşıyor?

İki bölümün birlikte çözmesi gereken bir konuda önce çözüm mü konuşuluyor, yoksa “Bu kimin sorumluluğu?” tartışması mı başlıyor?

Yönetim daha önce aldığı bir kararın yanlış olduğunu gördüğünde geri dönebiliyor mu?

Yeni bir fırsat ortaya çıktığında şirket mevcut bütçe, görev tanımı veya yıllık plan nedeniyle hareketsiz mi kalıyor?

Şirketin değişebilme kapasitesi büyük ölçüde bu küçük anlarda görünür hale geliyor.

Olağanüstü bir dönüşüm programında herkes değişmesi gerektiğini bilir. Asıl mesele, şirketin normal bir salı sabahında yeni bir gerçekle karşılaştığında ne yaptığıdır.

Değişimi Yönetmekten Daha Büyük Bir Yönetim Problemi

Uzun yıllar yöneticilere değişimi nasıl yöneteceklerini öğrettik. Buna hâlâ ihtiyaç var, fakat artık yeterli olduğundan emin değilim.

Değişim yönetimin zaman zaman ilgilendiği ayrı bir olay olmaktan çıkıyorsa, yönetimin görevi de yalnızca başarılı değişim projeleri gerçekleştirmek olamaz.

Daha temel bir görev ortaya çıkıyor:

Değişirken de çalışabilen bir organizasyon yaratmak.

Böyle bir şirket bugünün işini küçümsemez; işini güvenilir biçimde yürütür. Ama bugünkü başarısını yarın da aynı biçimde çalışmak zorunda olduğunun kanıtı olarak görmez.

Yeni bilgi geldiğinde öğrenebilir, gerektiğinde vazgeçebilir, kendisini yeniden düzenleyebilir ve bütün bunları yaparken müşterisine hizmet etmeye devam edebilir.

Belki bundan sonra şirketlere “Değişimi iyi yönetiyor musunuz?” diye sormadan önce daha temel bir soru sormamız gerekiyor:

Şirketiniz değişirken de çalışabiliyor mu?

Çünkü değişimin bitmesini bekleyip sonra yeniden işe dönebileceğimiz bir dünya artık pek görünmüyor.


Kaynaklar

[1] C. A. O’Reilly III and M. L. Tushman, “The Ambidextrous Organization,” Harvard Business Review, Apr. 2004.

[2] D. J. Teece, “Explicating Dynamic Capabilities: The Nature and Microfoundations of (Sustainable) Enterprise Performance,” Strategic Management Journal, vol. 28, no. 13, pp. 1319–1350, 2007.

[3] T. Karaca, Yönetim Olgunluğu Haritası – Genel Müdür 1.0’dan 8.0’a. Likya Kitap, 2026.

[4] T. Karaca and K. Kasacı, Genel Müdür 8.0 – Liderlikte Etkinlik, Verimlilik ve Dönüşüm Rehberi. Likya Kitap, 2026.

Kobitek'e ücretsiz üye olun
Etiketler:

Tufan Karaca
Tufan Karaca

1954 doğumlu olan Tufan Karaca, Kadıköy Maarif Koleji’nden mezun olduktan sonra eğitimini Virginia Polytechnic Institute and State University’de tamamlamıştır. 45yıllık profesyonel yaşamının 20 yılını dokuz farklı ülkede, uluslararası şirketlerde üst düzey yöneticilik yaparak geçirmiştir.

İş dünyasında edindiği deneyimleri eğitim alanına da taşıyarak, Yeditepe Üniversitesi ve Özyeğin Üniversitesi gibi önde gelen üniversitelerde dersler vermiştir. Halen yönetim danışmanı olarak kariyerini sürdüren Karaca, yönetim eğitimleri ve stratejik danışmanlık hizmetleri sunarak, modern iş yönetimi ilkelerini ve trendlerini kurumlara aktarmaktadır.

Yönetim alanındaki uzmanlığını kaleme aldığı “Girişimciler için Kolay ve Hızlı İş Planı Hazırlama”, “Career Management In a Disrupted World “, “Yeni Dünya Düzeninde Kariyer Yönetimi”, “Arts Entrepreneurship: How to Craft Your Creative Business Model”, “Sanatta Girişimcilik - YARATICI İŞ MODELİNİZİ NASIL GELİŞTİRİRSİNİZ? “gibi kitaplarıyla geniş bir kitleyle buluşturan Karaca, girişimcilik, stratejik esneklik ve VUCA gibi güncel yönetim konularında çalışmalarını sürdürmektedir.

Destekçilerimize Teşekkürler


Kozyatağı Mahallesi Sarı Kanarya Sokak Byofis No: 14 K:7 Kadıköy 34742 İstanbul
Telefon: 0216 906 00 42 | E-Posta: info@ kobitek.com

KOBITEK.COM, bir TEKNOART Bilişim Hizmetleri Limited Şirketi projesidir.

2001 yılından beri KOBİlere ücretsiz bilgi kaynağı olma hedefi ile, alanında uzman yazarlar tarafından sunulan özgün bir iceriğe sahiptir.

Tüm yazıların telif hakları KOBITEK.COM'a aittir. Alıntı yapılabilir, referans verilebilir, ancak yazarın kişisel bloğu dışında başka yerde yayınlanamaz!!!