Kobitek.com web sitesi, analitik ve kişiselleştirme dahil olmak üzere site işlevselliğini sağlamak ve reklam gösterimini optimize etmek için çerezler gibi verileri depolar.

Bugünü anlamak için önce kısaca geçmişe bir bakalım. Cumhuriyetin ilk yıllarından 1950’lere kadar devlet ve devletçilik yolu ile sanayi kollarında atak yapan Türkiye, 60’lar ve 70’lerde artık özel teşebbüsün öne çıkması ile global yapıda kendi yolunu buldu. Hâlâ ar-ge ve inovasyon ağırlığı taşımayan bu yapı, daha çok Avrupa ve ABD için bir fason üretim noktası oldu ve çoğunlukla iç pazara yönelik çalıştı. Asya ve Uzak Doğu ülkeleri o dönem, büyük sanayileri kapalı komünist bir piyasada var olur iken ve ürün algıları batı dünyasında o zamanlar pek rağbet görmüyor iken 80’ler ile beraber Japonya ve Güney Kore başta olmak üzere bazı ülkeler fark yaratmaya başladı.
80’ler ile beraber Türk Sanayisi de vizyon kazanarak, yine fason ve özel üretim olarak Avrupa, ABD, Japonya’daki markalar için iyi bir üretim üssü alternatifi olmaya devam etti, ta ki Çin ve Güneydoğu Asya rejimlerindeki devletçi tutumun çözülerek liberalleşmesi, kişi-sermaye dengesinin kurulmasına kadar. Bu dönem, 90’ların sonuna kadar devam etti ancak Çin, 2000’lerin başında hâlâ Türk Sanayisi için ciddi bir rakip değildi. Kalite, uyumluluk, sertifikasyon ve müktesebat problemleri yaşıyordu. Ana hedefleri, döviz girişi, bizim yaptığımız gibi büyük markalara ve teşebbüslere ürün üretmek, stratejileri ise, “Think globally, act locally” gibi yani “Global düşün, yerel hareket et” şeklinde, her küçük birimden maksimum fayda sağlayarak, dünyaya mal satma prensibine dayanıyordu.
Aynı dönemde, elimizde iyi bir müşteri portföyü ile ciddi bir dünya tedarikçisi konumundaydık. Bu dönemleri bizzat yaşadım. Fason üretimin ve sıcak paranın girişimcileri ve sanayicileri nasıl esir alabildiğini ve tatlı rehavete düşürebileceğini gözlemledim.
Öte yandan, Vietnam, Çin, Tayvan, fasonculuk ve taklitçilik (fake products) yaparak ilerliyordu. Özellikle taklit ürün ve fasondan büyük know-how edindikleri kanaatindeyim. O devirde Avrupalı ve ABD’li üreticiler Çin’i ve Vietnam’ı fabrika gibi kullanarak maliyetlerini düşürme peşindeydiler. Çin’e ve Vietnam’a üretim takipçisi müfettiş gönderiyor, siparişlerinin düzgün ve kontratlara uygun üretilip sevk edilmesine dikkat ediyorlardı. Uzak Doğulular fason ve taklit işi yaparak, bu devirde global olarak, tüketici ihtiyaç ve tercihlerini öğrendiler. 2010’a geldiğimizde, Çin başta olmak üzere Uzak Doğu sertifikasyon olmak üzere neredeyse tüm eksikliklerini tamamlamak üzere idi. 2009 krizi ile çalkalanan dünya, özellikle Çin için bir avantaja dönüştü. Tüketici ilk defa bağımsız, özgün, rekabetçi Çin ürünleri almaya, fasonculuktan çıkan Çin’in ürünlerini Çin markaları ile almaya başladı. 2000’lerin başından 2010’a kadarki dönem, Türk Sanayisinin çok kan kaybettiği yıllardı, çünkü eldeki Avrupalı, ABD’li markalar Çin’e yönelmeye başlamıştı. Fasonculuk Türk Sanayisi için artık para kazandırmıyor, müşteriler Türkiye’yi terk ediyordu.
Tek bir hata yok, aslında hedefler, stratejiler, taktiklerde büyük geri kalmalar söz konusu. Ar-ge departmanları araştırma geliştirme yapamadı, yaptırılmadı. Adeta bu departmanlar “benchmarking” kıyas veya “reverse engineering” tersine mühendislik için kullanıldı. Türkiye’de gerçek manada ar-ge çoğunlukla üst yönetimlerce “zaman ve para kaybı” olarak nitelendi. Hedefler Çin ve Türkiye kapsamında “para kazanmak” iken Çin için bir adım fazla olan hedef “Fasondan öğrendiklerini geliştirerek inovatif markalaşma” olmuştu. Fason rehavetinden çıkamayan Türk Sanayisi 2020’lerde özellikle “Korona Salgını” ile tetiklenen, kendisine fason ürün ürettiren Avrupa, ABD markalarının aldığı darbeler ve durgunluktan dolayı, elinde eskimiş ve yıpranmış makine, teçhizat, öğrenmeyip geliştirmediği know-how eksikliği, geçmişte kazanılmış sermayenin yanlış yatırımlara yönlendirilmesi (Bazı dev firmalar ve holdingler hiç tecrübeleri olmadığı hâlde riski azaltmak ve daha çok ciro yapmak için, emlak, enerji, turizm gibi sektörlere girdi) ile kalakaldı.
Öte yandan, Çin elinde 20 yıl boyunca öğrendiği know-how, fasondan biriktirdiği sermaye, bu sermayenin bir kısmı ile geliştirdiği (ar-ge yatırımları) kendi özgün tasarım ve teknolojileri ile global piyasalarda tercih edilen markalarını yarattı. (Huawei, Lenovo, BYD, Geely, Cherry, DJI, Alibaba, Haier, Midea, TCL, Anta Sport sadece birkaçı…)
Bu yarışta, paramızı ve enerjimizi doğru kullanamadık. Şartlara göre gerekli hassasiyeti ve öngörüyü göstermiş olsa idik, bugün Güney Kore, Japonya, Vietnam, Çin liginde ürün üretiyor, satıyor ve markalarımızı konuşuyor olurduk.

Bazıları bana soruyor: “Treni kaçırdık mı?…” Hayır. Ancak elde kalan az sermayeyi çok iyi kullanmamız, can suyu finansal destek bulmamız (bu sefer çarçur etmeden) ve nakdi artık “AR-GE”ye yatırmamız gerekiyor. Çin ve Vietnam gibi ülkelerin son 20 yıldaki atak ve liderlikleri, figüranken oyun kurucu olabilmeleri hep sermayelerini doğru kullanmaları, sürekli gelişip öğrenmeleri ve ar-ge yatırımları ile gerçekleşti. Evet, sarsılmaz Alman Ekonomisi bile düşüşte, Alman Sanayi devleri de küçülüyor ancak hiçbirisi Türk Sanayi ve Sanayicisi kadar darbe almıyor. Fason uykusu ve yanlış yatırımlardaki gibi yanlışlar yapmaz, hassas hareket eder isek, markalaşmayı ciddiye alır isek, oyun kurucu liginde yerimizi alabiliriz kanaatindeyim.


Hacettepe Üniversitesi İİBF İngilizce işletme mezunudur. Kariyerinde satış, pazarlama, dış ticaret uzmanlık alanlarında olmak üzere, farklı sektör şirketlerinde, muhtelif pozisyon ve görevlerde bulunmuş, bir çok kuruluşun büyüme ve atılım yapmasında rol oynamıştır.
Elektronik, beyaz ve kahverengi eşya, gıda, FMCG, gastronomi, medikal, kimya, ambalaj, metal ve mobilya sektörlerinde çalışmıştır. Bir dönem özel bir eğitim kurumunda dış ticarete yönelik dersler vermiş olup, zaman zaman da yönetim ve yapılanma konuları başta olmak üzere kuruluşlara :
Finansal ve Mali Disiplin, ERP altyapısı, Üretim ve Satın Alma Süreç İyileştirme, Seçme ve Yerleştirme, Verim Arttırma, Maliyet Azaltma, Performans Ölçüm (APG), Personel Gelişim Eğitimi ve Koçluk, Yurtiçi ve Yurtdışı Sektör Pazar Stratejisi Oluşturma, Ciro ve Pazar Payı Arttırıcı Faaliyet İyileştirmeleri, Tasarım, İnnovasyon, Yatırım Projelendirme konularında danışmanlık hizmeti vermektedir.
“Start in İzmir “ portalında yeni yatırımcı ve girişimcilere mentörlük yapmaktadır.
“Kurumsal Strateji Oluşturmanın Esasları-Stratejik Yönetimin Analizi” kitabının yazarıdır.
Destekçilerimize Teşekkürler
Kozyatağı Mahallesi Sarı Kanarya Sokak
Byofis No: 14 K:7 Kadıköy 34742 İstanbul
Telefon: 0216 906 00 42 | E-Posta: info@ kobitek.com
KOBITEK.COM, bir
TEKNOART Bilişim Hizmetleri Limited Şirketi projesidir.
2001 yılından beri KOBİlere ücretsiz bilgi kaynağı olma hedefi ile, alanında uzman yazarlar tarafından sunulan özgün bir iceriğe sahiptir.
Tüm yazıların telif hakları KOBITEK.COM'a aittir. Alıntı yapılabilir, referans verilebilir, ancak yazarın kişisel bloğu dışında başka yerde yayınlanamaz!!!