Kobitek.com web sitesi, analitik ve kişiselleştirme dahil olmak üzere site işlevselliğini sağlamak ve reklam gösterimini optimize etmek için çerezler gibi verileri depolar.

Atıştırmalık pazarı olağan seyrinde büyürken, işin içine “sağlık” kelimesi girince kategoride dikey bir büyüme yaşandı. Buna her geçen gün raflarda şahit oluyoruz zaten.
Bu sadece gözle görülen bir trend de değil hatta. Ipsos dönemsel olarak farklı sektörlerin panel verilerini açıklıyor. Son raporlarına göre atıştırmalıklar, gıda ve içecek kategorileri içinde en hızlı büyüyen kategoriydi. Üstelik bu büyümenin tamamı fiyat artışından gelmedi. Alım sıklığındaki artış, kategorinin miktar bazında da büyümesini destekledi diyebiliriz rahatlıkla.
Zaten; Züber, Fellas, Yayla gibi markalarımızın artan raf hakimiyeti ve genişleyen ürün gamı bu kategorinin potansiyelini çok net ortaya koyuyor.
Şu açık bir gerçek; atıştırmalık pazarında discount marketlerin payı her geçen gün artıyor. Hatta marka ve alt kategori belirtmeden yakın zamanda yazdığım bir raporda vurguladığım bir veriyi paylaşayım:
Pazarın %50’si üç discount market markasının. (BİM-A101-ŞOK)
%30’u pazar liderinin.
%10’u 3 büyük oyuncunun.
%10’u da 150 marka arasında bölüşülüyor.
Şimdi bu bilgiler doğrultusunda, ben bu kategoride marka yöneten bir yönetici olsam neler yapardım;
İnsanların bu kategoriden neden alışveriş yaptığına dair bir araştırma yapardım. Çünkü çoğu kategoride rasyonel tercihler yapılmıyor, duygusal tercihler yapılıyor.
Hangi duygunun kendi kategorimle eşleştiği, markamın ne hissettirdiği, ideal marka ile olan ürün ve alışveriş deneyiminin unsurlarını tek tek irdeleyip yol haritamı ona göre hazırlardım.
Her kategorideki pazarın yarısı discount marketlerin kendi markalarına (Private Label) ait olmasa da bu kanalın büyük ağırlığı olduğu aşikâr. Mahallenizde de bu üçlü yan yana, karşı karşıya değil mi? Bu, görmezden gelebileceğimiz bir şey değil. Üstelik market markalarıyla sadece fiyat üzerinden rekabet etmek, markalı bir ürün için tehlikeli bir oyun.
Discount marketlerin, ticari yaklaşımıyla nasıl ürün satın aldığını bilen biri olarak; “onlardan daha ucuza nasıl satarım?” diye değil, “tüketici neden benim markamı tercih etsin?” diye sorardım. Zira onlardan ucuza satamayacağım aşikâr. Marka vaadi, ürün kalitesi, içerik, lezzet, güven, ambalaj ya da farklı bir tüketim deneyimi… Markalı ürünün private label’dan ayrışacağı noktayı netleştirirdim.
Atıştırmalık alışverişi çoğu zaman planlı değildir. Tüketici markete girerken “bugün şu markanın atıştırmalığını alacağım” diye gelmez çoğu zaman. Rafın karşısında gördüğü, hatırladığı veya o an cazip bulduğu bir ürünü sepete ekler.
Ben de markamın tam o anda fark edilmesini ve tercih edilmesini sağlamaya çalışırdım. Satın almanın önündeki engelleri tespit eder ve onları tek tek kaldırırdım.
Ambalajdan raf görünürlüğüne, dijital reklamlardan mağaza içi uygulamalara kadar bütün temas noktalarını bu karar anına göre düşünürdüm.
Malum, tüketicinin karar vermesi birkaç saniye…
Reklamımı gören tüketici ürünü aradığında bulamıyorsa, iletişim yatırımımın bir kısmı boşa gider. (Bunu, yakın zamanda Züber’de gördük. Kategorideki boşluğu çok iyi değerlendiren Züber, tablet çikolata çıkardı, iletişimini yaptı ve raflarda yok sattı. Hatta raflarda olmaması dahi haber oldu.)
Diğer taraftan, tüketici ürünü bulduğunda fiyatı rakiplerinden anlamsız biçimde yüksekse yine sorun vardır. Ya yüksek fiyatı anlamlandırmanız lazım, ya da değerinizi iyi anlatmanız…
Bu nedenle reklam yatırımı yaptığımda aynı anda ürünün nerede satıldığını, hangi fiyatla raflandığını, nasıl göründüğünü ve hangi promosyonla desteklendiğini de düzenli kontrol ederdim.
Özellikle discount tehdidinin her daim hissedildiği bir kategoride, ticari pazarlama ile marka pazarlamasını aynı planın iki parçası olarak yönetirdim.
Atıştırmalık kategorisi büyüyorsa, ben de bu büyümenin neresinde yer alabileceğime bakardım.
Ama sadece mevcut ürünlerimin yanına yeni bir SKU koyarak değil. Sağlıklı barlar, proteinli ürünler, şekersiz ürünler, fonksiyonel atıştırmalıklar, kuruyemişler gibi büyüyen alanları takip eder; tüketicinin gerçekten yeni bir ihtiyacına cevap veren ürünler geliştirmeye çalışırdım.
Çünkü Ipsos verisine göre, hanelerin %67'sinin yeni çıkan atıştırmalık ürünlerini denemiş olması, tüketicinin bu ürünlerde inovasyona açık olduğunu gösteriyor.
Bu kategoride Haziran 2026 tarihinin, sektör oyuncuları için bir dönüm noktası olacağını düşünüyorum. Rekabet Kurumu 18 Haziran 2026’da aşağıdaki X paylaşımıyla süreci şöyle duyurmuştu:
“Coca-Cola dolaplarında rakiplere ayrılan alan yüzde 35’e çıktı! Satış noktaları artık tek bir markaya bağımlı kalmayacak, rakiplerin bulunurluğu artacak. Esnaf tüketiciye yok demeyecek, o alana hangi ürünü koymak isterse o ürünü koyacak. Coca-Cola buna karışmayacak. Üstelik satış noktalarına dolap verilmesi; tabela, tente ve raf destekleri de ürün alım şartına bağlanmayacak. Bu yeni dönem, özellikle yerel üreticilerin dolaplarda yer bulması ve esnafın ürün çeşitliliğini artırması için de tarihi bir fırsat sunacak.”
[ Baya esnaf diliyle de yazılmış paylaşım :) ]
Şimdi burada ciddi bir potansiyel var.
Yerel üreticiler için evet tarihi bir fırsat, ama bu üreticilerin o dolaplarda yer alabilmesi için mutlaka ama mutlaka pazarlama kaslarını geliştirmesi gerekecek.
Zira nasıl ki detay vermediğim atıştırmalık pazarındaki %10'luk kısım 150 firma arasında bölüşülüyordu, dolaptaki %35 için de rekabet etmek gerekecek.
Ama içecekte önemli bir fark var. Burada sadece rafa girmek değil, markalı bir ürün olarak tercih edilmek de önemli.
Ipsos'un 2026 verilerinde markalı ürünlerin hızlı tüketim ürünleri harcamalarındaki payı 4 puan artarak %56'ya çıkarken market markalı ürünlerin payı 1 puan geriledi. Yani genel olarak tüketici markalı ürünlerden uzaklaşmıyor; tam tersine markalı ürünlerin payı yeniden güçleniyor.
Ben bu kategoride marka yöneten bir yönetici olsam;
Elbette ürün gamını genişletmek bir seçenek. Ama herkesin yaptığı şeyi daha fazla yapmak, markanızı farklılaştırmaz.
“Dolapta daha fazla yer nasıl alırım?” sorusunun yanında “Tüketici beni neden istesin?” sorusunu da sorardım. Yani aslında atıştırmalık tarafındaki tüketici satınalma motivasyonlarını anlama konusu her üründe olduğu gibi burada da geçerli.
Raf payı almak için önce tüketicinin zihninde yer açmak gerekir. Bunu iyi bulmak lazım.
Mesela PIN Drinks hikayesi oldukça ilham verici gelir bana. CEO Emre Sever'in anlatımıyla kısaca buradan izleyebilirsiniz. Sektörde var olan bir ürün ile piyasaya giriş, ürünün tutmayışı, rotanın yeniden belirlenişi ve yapılmayanı yapmak üzere kurgulanan bir strateji.
İçecek sadece susayınca içilen bir ürün değildir… Bunu artık tüm markalar öğrendiyse de uygulamada yine aksıyor.
Yemek yanında içilir. Spordan sonra içilir. Yolda içilir. Çalışırken içilir. Arkadaşlarla buluşurken içilir. Gece evde film izlerken içilir.
Ben markamın hangi tüketim anını sahiplenebileceğini araştırır, iletişimi bunun üzerine kurardım.
Yukarıda bahsetmedim ama atıştırmalıkta da aynı şeyi yapardım aslında. Ürünü değil, ürünün hayatımızdaki kullanım alanını anlatırdım.
Elinizde çok güçlü bir marka, devasa bir dağıtım ağı ve çok büyük bir iletişim bütçesi varsa pazarlama yapma biçiminiz de farklı olur.
Ben Coca-Cola'nın yaptıklarını kopyalamaya çalışmazdım. Ama neler ve neden yaptığını anlamaya çalışırdım.
Hangi tüketim anlarını sahipleniyor? Satış noktasını nasıl kullanıyor? Dolabı nasıl bir iletişim aracına dönüştürüyor? Markasını nasıl anlatıyor?
Bunları inceler, sonra kendi markam için özgün cevaplar arardım.
Onun yaptıklarının aynılarını yapmaya çalışırsa bir marka, batar. Net! Büyük markadan ilham almak başka, büyük markayı taklit etmek başka.
İçecek kategorisi büyüyorsa elbette ben de bu büyümeden pay almak isterdim. Rakamlar ciro büyümesine fiyat artışının yanında, alım sıklığındaki artışın da katkı verdiğini gösteriyor.
Ama kategorinin büyümesiyle markanın büyümesini birbirine karıştırmazdım.
Pazar büyürken herkes biraz daha fazla satar, bu normal.
Ama yarın büyüme yavaşladığında tüketicinin neden sizin markanızı seçmesi gerektiğine dair bir şeyler koymanız gerekir ortaya.
İşte o gün geldiğinde markanın kendi çekim gücü olabilmesi için ben bugünden çalışırdım.
Bugünün rüzgârından pay almak, büyümek için kesinlikle önemli. Ama rüzgâr kesildiğinde de ilerleyebilecek bir marka yaratmak daha önemli.
Bu yazı tahminimden daha uzun oldu. İki ayrı haftaya bölebilirdim ama, bu iki kategoriyi birlikte okumanın da yararlı olacağını düşündüğümden bölmedim. Neyse.
Günün sonunda vardığımız yer ve rakamların işaret ettiği noktalar ortak:
Atıştırmalık ve içecek kategorilerinde fırsat büyük. Ama fırsatın büyük olması rekabetin kolay olduğu anlamına gelmiyor.
Özellikle yerel üreticiler için önümüzdeki dönem, sadece daha iyi ürün üretme dönemi değil; daha iyi marka olma dönemi. Burada özellikle Anadolu sanayicilerine el yordamıyla gitmemelerini, mutlaka araştırma yapmalarını ve yol haritalarını bunun üzerine inşa etmelerini tavsiye ederim.
Bir sonraki yazıda hızlı tüketimin üçüncü kategorisi olan “Temizlik ve Kişisel Bakım” ile devam edeceğiz.


İstanbul Bilgi Üniversitesi Ekonomi bölümünden mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi’nde Pazarlama alanında Yüksek Lisans derecesini aldı.
20+ yıldır pazarlama, marka, büyüme, iletişim, kurumsallaşma, çalışan markası, satış, rekabet, reklam, strateji konularında çalışıyor, okuyor, yazıyor, eğitim ve danışmanlıklar veriyor.
Tecrübe ve fikirlerini dijital platformlarda yayınlıyor.
Destekçilerimize Teşekkürler
Kozyatağı Mahallesi Sarı Kanarya Sokak
Byofis No: 14 K:7 Kadıköy 34742 İstanbul
Telefon: 0216 906 00 42 | E-Posta: info@ kobitek.com
KOBITEK.COM, bir
TEKNOART Bilişim Hizmetleri Limited Şirketi projesidir.
2001 yılından beri KOBİlere ücretsiz bilgi kaynağı olma hedefi ile, alanında uzman yazarlar tarafından sunulan özgün bir iceriğe sahiptir.
Tüm yazıların telif hakları KOBITEK.COM'a aittir. Alıntı yapılabilir, referans verilebilir, ancak yazarın kişisel bloğu dışında başka yerde yayınlanamaz!!!