Kobitek.com web sitesi, analitik ve kişiselleştirme dahil olmak üzere site işlevselliğini sağlamak ve reklam gösterimini optimize etmek için çerezler gibi verileri depolar.

Dergilerin kapaklarına bakın. Sosyal medya akışınızı kaydırın. Konferansların ana sahnelerini izleyin. Hep aynı hikayeyi görürsünüz: Uykusuz geceler, garajda başlayan bir rüya, dünyaya meydan okuyan yalnız bir dâhi ve sonunda gelen kaçınılmaz zafer. Bize satılan, "yeterince istersen ve yeterince çok çalışırsan, sen de bir sonraki Steve Jobs olabilirsin" masalıdır.
Bu hikayeleri duyunca harika geliyor. Motive edici. İlham verici.
Ve aynı zamanda tehlikeli bir yalan.
Yıllardır hem kürsülerde hem de danışmanlık yaptığım şirketlerin yönetim katlarında bıkmadan usanmadan aynı şeyi savunuyorum: Girişimcilikteki başarının aslan payı, ne parlak fikre ne de o fikri sabaha kadar kodlayan yorgun bedene aittir. O pay, iki görünmez deve aittir: Şans ve Çevre.
Şimdi, bu cümleye karşı tepkileri tahmin edebiliyorum. Özellikle "hustle" (koşturmaca) kültürünü kutsayan, başarısızlığı bir "yeterince denememe" ahlaki zafiyeti olarak kodlayan yeni nesil iş dünyası, bu gerçeği duymaktan hoşlanmıyor. Çünkü bu, kontrolün bizde olmadığı hatırlatıyor. Oysa kontrol, modern insanın en büyük yanılsamasıdır.
Gelin, bu "kahraman" masalını hep birlikte açalım.
Bize hep kazananlar gösterilir. Gecede üç saat uykuyla milyon dolarlık anlaşma imzalayan CEO'yu alkışlarız. Peki ya gecede üç saat uyuyup, her şeyini yatırıp batan, o sessiz, isimsiz binlerce kişiyi?
Onlar da en az kazananlar kadar çok çalıştı. Onların da fikirleri de muhtemelen o kadar parlaktı.
Ama onlar manşet olamaz. Çünkü başarısızlık satmaz.
Buna "sağ kalanların yanlılığı" (survivorship bias) diyoruz. Sadece hayatta kalanlara bakarak, hayatta kalmanın formülünü çözdüğümüzü sanıyoruz. Batmış gemilerin hikayelerini dinlemeden, "her gemi limana ulaşır" demek, en hafif tabirle safdilliktir.
Çok çalışmak, başarı için bir ön koşul değildir; masaya oturmanın bedelidir. Sadece oyuna girmenizi sağlar. Oyunu kazanmanızı değil.
Başarılı girişimcilere sorun, "Şanslı mıydınız?" Çoğu, kibarca gülümseyip, "Biz şansımızı kendimiz yarattık," diyecektir. Bu, egoyu korumanın en kibar yoludur.
Oysa "şans" dediğimiz şey, piyango çıkması değildir.
Şans;
Doğru zamanda doğmuş olmaktır (İnternet devriminin başında 20'lerinde olmak gibi).
Doğru yerde olmaktır (Bir fikri, o fikre aç bir pazarın olduğu Silikon Vadisi'nde denemekle, altyapının olmadığı bir yerde denemek aynı mıdır?).
Doğru kişiyle tanışmaktır (Sadece 10 dakika sohbet ettiğiniz birinin, size ilk yatırımcınızı getirmesidir).
Rakiplerinizin sizden bağımsız hata yapmasıdır.
Bir pandeminin, sizin sunduğunuz dijital çözüme olan talebi bir gecede yüz katına çıkarmasıdır.
Bunların hiçbiri sizin "çalışkanlığınızın" bir ürünü değildir. Bunlar, kaosun içindeki lehinize dönen zarlardır.
Başarı, o zarlar geldiğinde hazırda olmaktır; ama o zarların gelmesini sağlayamazsınız.
En parlak tohumu (fikri) alın ve en yetenekli bahçıvanı (girişimci) getirin. Eğer bu tohumu betonun üzerine ekerseniz, sonuç hüsrandır. Eğer onu en bereketli, gübreli, sulanmış toprağa ekerseniz, ufacık bir çabayla dev bir ağaca dönüşür.
İşte "çevre" budur.
Çevre;
Sosyal Sermayenizdir: İhtiyacınız olduğunda arayabileceğiniz, size kapıları açacak, "kefil olacak" insanların listesidir. Zengin bir ailede doğmadıysanız, en iyi okulların "eski öğrenciler" ağına dahil değilseniz, oyuna 10-0 geride başlarsınız.
Ekonomik Altyapıdır: Fikrinizi hayata geçirmek için ihtiyaç duyduğunuz ilk şey sermayeye erişimdir. Ailenizden alabileceğiniz bir "harçlık", size altı ay kazandırırken; başkası o altı ayı kazanmak için bir bankanın önünde ömrünü tüketir.
Kültürel Ekosistemdir: Hata yapmanın "ölüm" değil, "öğrenme" olarak görüldüğü bir kültürde mi yetişiyorsunuz? Yoksa ilk tökezlemede "Biz sana demiştik," diyen bir mahalle baskısıyla mı boğuşuyorsunuz?
Fikriniz ne kadar parlak olursa olsun, eğer çevreniz (aileniz, ülkeniz, sosyal ağınız) o fikri besleyecek toprakları sunmuyorsa, o fikir daha filizlenemeden ölür.
"Peki," diyebilirsiniz, "Bırakalım insanlar bu masallara inansın, en azından motive oluyorlar."
Hayır. Bu masal motive etmiyor; bu masal, tükenmişlik (burnout) üretiyor, depresyona sokuyor ve sistemi sorgulamamızı engelliyor.
Bu masal, sistemik bir sorunu, kişisel bir zayıflığa indirger. Eğer başarı sadece bireysel çabaya bağlıysa, o zaman başarısızlık da tamamen bireysel bir utançtır. "Yeterince çalışmadın." Bu, devasa bir yüktür.
Ünlü filozof Byung-Chul Han'ın "Yorgunluk Toplumu" dediği şey tam da budur. Eskiden, dışımızdaki bir güç bize "Yapmalısın!" derdi (disiplin toplumu). Şimdi ise, sistem bize çok daha kurnazca bir şey fısıldıyor: "Her şeyi yapabilirsin!"
İşte modern insanın en büyük tuzağı budur.
"Yapabilirsin!" sloganının yarattığı o sahte özgürlük hissi, bizi kendi kendimizin acımasız efendisi yapar. Artık bizi sömüren bir patrona ihtiyacımız yok; biz, potansiyelimizi gerçekleştirmek adına, gönüllü olarak kendi kendimizi sömürürüz. Gece yarılarına kadar süren o "gönüllü" çalışma saatleri, aslında içselleştirdiğimiz bir performans baskısının sonucudur.
Ve eğer bu maratonda çökerseniz? Eğer tükenirseniz? Bu, sistemin suçu değildir. Bu, sizin "yeterince pozitif", "yeterince proaktif" veya "yeterince güçlü" olamamanızdır. Tükenmişlik (burnout), bu "hep daha fazlasını yapabilirsin" masalının kaçınılmaz bedelidir.
Şirketleri "ne kadar kâr ettiklerine" göre değil, çalışanlarını "ne kadar tükettiklerine" göre de ölçmeliyiz.
Başarıyı sadece finansal metriklerle ve "görünür performansla" tanımladığımız sürece, bu masal daha çok can yakar.
Eğer herkesin "kahraman" olabileceğine inanırsak, o bereketli toprağı (çevreyi) yaratmak için çaba sarf etmeyiz. "Fırsat eşitliği" yaratmak, "sosyal sermayeyi" tabana yaymak gibi sistemik çözümler yerine, bireysel kurtarıcılara odaklanırız.
Başarı bir formül değil, karmaşık bir olasılıklar dizisidir.
Evet, çok çalışın.
Evet, en iyisini yapın.
Ama bilin ki bu, denklemin sadece küçük bir parçası.
Gerçekçi olmalıyız.
Başarı, sadece sizin kontrolünüzde değildir.
Bir fırtınanın ortasında geminizi yüzdürmeye çalışıyorsunuz. Bazen en iyi kaptanlar bile batar; bazen de en acemi kaptan, rüzgarı arkasına alır ve limana ilk ulaşan olur.
Girişimciliğin ihtiyacı olan şey, daha fazla "süper kahraman" masalı değil; daha fazla dürüstlük, daha fazla şefkat ve daha fazla sistemik adalettir.
Başarıyı kutsamayı bırakıp, sürece odaklanmalıyız.
Yolda olmanın kendisine.
Çünkü çoğu zaman, yolun kendisi, o hayal edilen varış noktasından çok daha değerlidir.
Ve inanın bana, bu yolculukta şans ve çevre, en az sizin kadar büyük bir rol oynayacak.
Bunu ne kadar erken kabul edersek, o kadar sağlıklı bir iş dünyası kurarız.


1954 doğumlu olan Tufan Karaca, Kadıköy Maarif Koleji’nden mezun olduktan sonra eğitimini Virginia Polytechnic Institute and State University’de tamamlamıştır. 45yıllık profesyonel yaşamının 20 yılını dokuz farklı ülkede, uluslararası şirketlerde üst düzey yöneticilik yaparak geçirmiştir.
İş dünyasında edindiği deneyimleri eğitim alanına da taşıyarak, Yeditepe Üniversitesi ve Özyeğin Üniversitesi gibi önde gelen üniversitelerde dersler vermiştir. Halen yönetim danışmanı olarak kariyerini sürdüren Karaca, yönetim eğitimleri ve stratejik danışmanlık hizmetleri sunarak, modern iş yönetimi ilkelerini ve trendlerini kurumlara aktarmaktadır.
Yönetim alanındaki uzmanlığını kaleme aldığı “Girişimciler için Kolay ve Hızlı İş Planı Hazırlama”, “Career Management In a Disrupted World “, “Yeni Dünya Düzeninde Kariyer Yönetimi”, “Arts Entrepreneurship: How to Craft Your Creative Business Model”, “Sanatta Girişimcilik - YARATICI İŞ MODELİNİZİ NASIL GELİŞTİRİRSİNİZ? “gibi kitaplarıyla geniş bir kitleyle buluşturan Karaca, girişimcilik, stratejik esneklik ve VUCA gibi güncel yönetim konularında çalışmalarını sürdürmektedir.
Destekçilerimize Teşekkürler
Kozyatağı Mahallesi Sarı Kanarya Sokak
Byofis No: 14 K:7 Kadıköy 34742 İstanbul
Telefon: 0216 906 00 42 | E-Posta: info@ kobitek.com
KOBITEK.COM, bir
TEKNOART Bilişim Hizmetleri Limited Şirketi projesidir.
2001 yılından beri KOBİlere ücretsiz bilgi kaynağı olma hedefi ile, alanında uzman yazarlar tarafından sunulan özgün bir iceriğe sahiptir.
Tüm yazıların telif hakları KOBITEK.COM'a aittir. Alıntı yapılabilir, referans verilebilir, ancak yazarın kişisel bloğu dışında başka yerde yayınlanamaz!!!