Kobitek.com web sitesi, analitik ve kişiselleştirme dahil olmak üzere site işlevselliğini sağlamak ve reklam gösterimini optimize etmek için çerezler gibi verileri depolar.

Bugün şirketlerin yapay zekâya yaklaşımına baktığımızda ise bu ilkenin tam tersinin benimsendiğini görüyoruz. Yapay zekânın iyi ya da kötü olması bu yazının konusu değil. Asıl sorgulanması gereken, kurumsal yönetimin onlarca yıldır uyguladığı risk yönetimi disiplininin neden yapay zekâ söz konusu olduğunda bir kenara bırakıldığıdır.
Bir şirket yeni bir üretim hattı kurarken aylarca fizibilite çalışması yapar.
Yeni bir ERP sistemine geçerken önce test ortamı oluşturur, pilot uygulamalar gerçekleştirir, kullanıcı eğitimleri verir ve geri dönüş senaryolarını hazırlar.
Yeni bir fabrika yatırımı yapılacaksa finansal analizler, kapasite planlamaları, tedarik zinciri etkileri, enerji maliyetleri, insan kaynağı ve bakım süreçleri ayrıntılı biçimde değerlendirilir.
Araç filosu yenilenirken bile yalnızca satın alma fiyatına bakılmaz. Yakıt tüketimi, bakım maliyetleri, ikinci el değeri, servis ağı, yedek parça sürekliliği ve toplam sahip olma maliyeti birlikte analiz edilir.
Çünkü kurumsal yönetimin temel amacı yalnızca yenilik yapmak değildir. Asıl amaç, belirsizliği azaltmaktır.
Her önemli yatırım şu soruların cevabını arar:
İş dünyasında başarının temelinde çoğu zaman cesaret değil, öngörülebilirlik yatar.
Hiç kimse "Çoğu zaman çalışan bir fren sistemi" bulunan otomobili satın almak istemez.
Hiçbir ilaç firması, etkileri tam bilinmeyen bir ilacı milyonlarca insana sunamaz. Klinik araştırmaların yıllarca sürmesinin nedeni bürokrasi değil, güvenilirliktir.
Havacılık sektöründe uçuş kontrol yazılımları, dünyanın en katı yazılım standartlarından biri olan DO-178C çerçevesinde geliştirilir. Çünkü tek bir yazılım hatasının bedeli yalnızca para değil, insan hayatıdır.
Enerji sektöründe yeni bir elektrik altyapısı devreye alınmadan önce sayısız senaryo simülasyonu yapılır. Kritik altyapılar "çalışıyor gibi" olduğu için değil, öngörülebilir olduğu için tercih edilir.
İş dünyasının yıllardır benimsediği temel ilke aslında oldukça basittir:
En iyi sistem, çalışan sistemdir.
Bilgi teknolojilerinde bunun karşılığı yıllardır aynı cümleyle ifade edilir:
"Never change a running system."
Elbette sistemler güncellenir. Ancak güncelleme önce test edilir, doğrulanır ve kontrollü biçimde canlı ortama alınır.
Temmuz 2024'te CrowdStrike tarafından yayımlanan hatalı bir güvenlik güncellemesi yaklaşık 8,5 milyon Windows cihazını kullanılamaz hâle getirdi. Havayolları, bankalar, hastaneler ve üretim tesisleri saatlerce hatta günlerce hizmet veremedi. Bağımsız analizler, küresel ekonomik zararın milyarlarca doları bulduğunu ortaya koydu.
2018 yılında İngiltere'nin büyük bankalarından TSB, yeni bankacılık platformuna geçiş sürecinde yaşadığı sorunlar nedeniyle yaklaşık 1,9 milyon müşterisini etkileyen büyük bir krizle karşılaştı. Sorunun şirkete toplam maliyetinin 300 milyon sterlinin üzerine çıktığı açıklandı.
Teknoloji tarihinin ortak dersi açıktır: Sorun yeni teknolojiler değildir. Sorun, yeterince olgunlaşmadan kritik süreçlerin merkezine yerleştirilmeleridir.
İşte burada ilginç bir çelişki ortaya çıkıyor.
Şirketler milyonlarca avroluk ERP yatırımlarında yıllarca araştırma yaparken, yapay zekâ uygulamalarını haftalar içinde temel iş süreçlerine entegre etmeye çalışıyor.
Üstelik yapay zekânın doğası, bugüne kadar kullandığımız kurumsal yazılımlardan tamamen farklıdır.
Bir muhasebe sistemi aynı girdiye her zaman aynı sonucu üretir.
Bir ERP sistemi aynı işlemi her çalıştırdığında aynı çıktıyı verir.
Bir SQL sorgusu deterministiktir. Yani bilgiyi çeker ve servis eder. Retrieval sistemlerdir bunlar.
Büyük dil modelleri ise olasılıksaldır. Aynı soruya farklı zamanlarda farklı cevaplar üretebilirler. Model güncellemeleri davranışlarını değiştirebilir. Bugün başarılı olduğu bir görevde yarın farklı sonuçlar verebilir.
Bu durum yapay zekânın kötü olduğu anlamına gelmez.
Ancak kurumsal yönetim açısından şu soruyu zorunlu kılar:
Şirketler, davranışı tam olarak öngörülemeyen bir sistemi neden kritik süreçlerinin merkezine bu kadar hızlı yerleştiriyor?
Son dönemin en popüler kavramlarından biri "Vibe Coding".
Yazılım geliştiricilerin önemli bölümü artık kodun büyük kısmını yapay zekâya yazdırıyor.
Bu yaklaşım, geliştirme hızını ciddi biçimde artırıyor.
Ancak üretim ortamında çalışan sistemlerde hız kadar önemli olan başka bir kavram daha vardır:
Doğrulanabilirlik.
2026 yılında Financial Times'ın haberleştirdiği Amazon iç değerlendirmeleri, yapay zekâ destekli geliştirme süreçlerinde yaşanan bazı hataların kritik sistemlerde beklenmeyen kesintilere katkıda bulunduğunu ortaya koydu. Bahsedilen kayıp 6 milyondan fazla sipariş. Kabaca 300-500 miyon USD maddi kayıptan bahsediliyor.
Amazon daha sonra kamuoyuna yaptığı açıklamada, medyada yer alan bazı iddiaları düzeltti ve büyük çaplı sipariş kayıplarının doğrudan yapay zekânın yazdığı koddan kaynaklandığını reddetti. Bununla birlikte şirket, kritik sistemlerde yapay zekâ destekli kod kullanımına yönelik denetimleri artırdı, ek inceleme katmanları oluşturdu ve yüzlerce kritik sistem için güvenlik süreçlerini yeniden yapılandırdı.
Dünyanın en gelişmiş yazılım organizasyonlarından biri bile "daha kontrollü ilerleme" ihtiyacı hissediyorsa, diğer şirketlerin bu konuda daha dikkatli olması gerekmez mi?
Kurumsal yönetim yalnızca bugünkü maliyeti hesaplamaz.
Beş yıl sonrasını da düşünür.
Peki bugün yapay zekâ yatırımlarında şu sorular yeterince soruluyor mu?
Bütün bunlar klasik kurumsal yönetimde "stratejik risk" olarak değerlendirilir.
Oysa yapay zekâ yatırımlarında çoğu zaman göz ardı edilmektedir.
Yapay zekânın hızla yaygınlaşmasının en az konuşulan boyutlarından biri de enerji tüketimidir.
Dünyanın dört bir yanında veri merkezlerine milyarlarca dolarlık yatırım yapılıyor. Elektrik şebekeleri genişletiliyor. Yeni enerji santralleri planlanıyor. Çünkü büyük dil modellerinin eğitimi ve çalıştırılması, önceki nesil bilgi işlem altyapılarından çok daha yüksek enerji talep ediyor.
Bugün ekonomik görünen bir çözüm, yarın enerji maliyetleri nedeniyle çok daha pahalı hâle gelebilir.
Kurumsal yöneticilerin yalnızca bugünkü abonelik ücretlerine değil, bu teknolojilerin uzun vadeli sürdürülebilirliğine de bakmaları gerekir.
Bu yazı yapay zekâya karşı çıkmak için yazılmadı.
Tersine, yapay zekâ önümüzdeki yılların en önemli üretkenlik araçlarından biri olacaktır.
Ancak tarih bize şunu gösteriyor:
Kalıcı başarıyı sağlayan şirketler, yeni teknolojileri en hızlı kullananlar değil; onları en doğru zamanda, doğru kapsamda ve doğru risk yönetimiyle kullananlardır.
Kurumsal yönetim bugüne kadar hiçbir kritik yatırımda güvenilirliği ikinci plana atmadı.
Yapay zekâ için de aynı disiplin geçerli olmalıdır.
Belki de bugün yöneticilerin kendilerine sorması gereken en önemli soru şudur:
Yapay zekâya güveniyor muyuz?
Hayır.
Asıl soru şu olmalıdır:
Kendi yönettiğimiz şirketlerde onlarca yıldır uyguladığımız kurumsal karar alma ilkelerini, yapay zekâ söz konusu olduğunda neden bu kadar kolay terk ediyoruz?
İşte Festina Lente tam da bunu hatırlatır.
Yavaş yavaş acele edin. Çünkü kurumsal dünyada hız, ancak güvenilirlikle birlikte anlam kazanır.


1969 İstanbul Doğumlu,
İstanbul Erkek Lisesi, İTÜ Mimarlık Fakültesi ve İÜ İşletme İktisadı Enstitüsü mezunu,
1996 yılında girdiği bilişim sektöründe 2000 yılında kurduğu Teknoart Bilişim Hizmetleri Limited Şirketi ile web tabanlı iş yazılımları geliştiriyor.
CRM ve e-iş uygulamaları şirketin ana odağı.
"İçerik Kraldır" prensibinin sıkı bir savunucusu olarak kurmuş olduğu Kobitek portalı ve YouTube kanalını yönetiyor.
Destekçilerimize Teşekkürler
Kozyatağı Mahallesi Sarı Kanarya Sokak
Byofis No: 14 K:7 Kadıköy 34742 İstanbul
Telefon: 0216 906 00 42 | E-Posta: info@ kobitek.com
KOBITEK.COM, bir
TEKNOART Bilişim Hizmetleri Limited Şirketi projesidir.
2001 yılından beri KOBİlere ücretsiz bilgi kaynağı olma hedefi ile, alanında uzman yazarlar tarafından sunulan özgün bir iceriğe sahiptir.
Tüm yazıların telif hakları KOBITEK.COM'a aittir. Alıntı yapılabilir, referans verilebilir, ancak yazarın kişisel bloğu dışında başka yerde yayınlanamaz!!!