İşler Bir Şekilde Yürüyor Rehaveti

Bu yazıyı paylaş
X It! LinkedIn Facebook
İşler Bir Şekilde Yürüyor Rehaveti konu resmi

Şirketleri asıl tehdit eden çoğu zaman dış krizler değil, yıllardır görmezden gelinen iç sorunlardır. "İşler bir şekilde yürüyor" anlayışıyla ertelenen yapısal eksiklikler, büyümenin önündeki en büyük engellere dönüşür.

Şirketlerin başarısızlık veya tıkanma gerekçelerini dinlediğimizde, fatura neredeyse her zaman dışsal faktörlere kesilir.

Oysa bilançoların parıltısı, artan satış grafikleri ve şık yönetim kurulu sunumları, arka planda sessizce büyüyen ve organizasyonları içeriden kemiren yapısal krizleri gizleyen birer illüzyondan ibarettir.

Şirketlerin günü kurtarma refleksleri ve kısa vadeli konfor arayışları, kronikleşmiş yönetsel eksikliklerin üzerini kalın bir halıyla örtmektedir. Dışarıdaki fırtına ne kadar sert olursa olsun, bir gemiyi batıran şey etrafındaki su değil, içine aldığı sudur.

Kurumsal yapıların içine sızan, her gün görüldüğü hâlde "işler bir şekilde yürüyor" rehavetiyle halının altına süpürülen ve şirketlerin geleceğini ipotek altına alan tehlikeler şunlardır:

Kurumsal Demans ve Kişi Bağımlı Yapıların Yarattığı Gizli Kaos

Şirketlerin en derin ve en sessiz büyüyen yapısal problemi, kurumsal bilgi birikiminin; sistemler, veri tabanları ve standart operasyon prosedürleri yerine doğrudan bireylerin zihnine emanet edilmesidir.

Şirketler büyüdükçe süreçlerin yazılı hâle getirilmesi, standartlaştırılması ve güçlü bir Doküman Kontrol Merkezi (DCC) mimarisiyle güvence altına alınması gerekirken; bu süreçler genellikle zaman kaybettiren bürokratik bir yük olarak görülüp halının altına süpürülür.

İşlerin yürümesi, sistemlerin tıkır tıkır işlemesinden değil, içerideki birkaç emektar çalışanın veya kilit yöneticinin kişisel özverisinden ve sözlü hafızasından kaynaklanır.

Yönetim bu durumu "bizde işler bir şekilde tıkırında gidiyor" rehavetiyle izlerken, arka planda devasa bir kurumsal risk birikir. O anahtar nitelikteki personelin ansızın işten ayrılması, emekli olması veya bir rakip firmaya transfer olması durumunda şirket adeta felç geçirir. Çünkü giden kişiyle birlikte yılların deneyimi, müşteri ilişkilerinin püf noktaları, kritik operasyonel detaylar ve teknik birikim şirketi terk eder.

Geriye kalan ekip ise tekerleği sıfırdan ve büyük operasyonel hatalarla, deneme-yanılma yoluyla yeniden icat etmek zorunda kalır.

Kurumsal hafıza kaybı, her krizde aynı hataların tekrar tekrar yapılmasına, operasyonel maliyetlerin katlanarak artmasına ve şirketin kendi geçmişinden ders çıkaramayan hantal bir organizasyona dönüşmesine neden olur.

İtfaiyecilik Kültürünün Planlama Disiplini ve Metotları Yok Etmesi

İş dünyasının genlerine işlemiş en büyük yanılsamalardan biri, kriz anlarında kahramanlık yapıp günü kurtaran pratik çözümlerin, sistemli ve planlı çalışmaktan daha üstün görülmesidir.

Şirketlerde uzun vadeli planlama yapmak, riskleri önceden öngörüp proaktif önlemler almak yerine; sürekli ortaya çıkan yangınları söndürmek, yani reaktif bir yönetim sergilemek temel iş yapış biçimi hâline gelmiştir.

Yalın Yönetim, 5S metodolojisi, Kaizen sürekli iyileştirme çalışmaları ve Kurumsal Risk Yönetimi gibi modern yönetim araçları, genellikle sadece yönetim sunumlarını süsleyen veya web sitelerinde kurumsallık imajı veren birer pazarlama unsurundan öteye gidemez.

Bu yapı sonucunda sahada sürekli bir acele, telaş, panik ve "kervan yolda dizilir" anlayışı hâkimdir. Problemler halının altına süpürülür çünkü kriz anında pratik zekâsıyla günü kurtaran çalışanlar el üstünde tutulur, ödüllendirilir ve bu durum sahte bir başarı hissi yaratır.

Oysa hiç kimse şu soruları sormaya cesaret edemez:

  • Bu yangın neden çıktı?
  • Bu hata neden sürekli tekrarlanıyor?
  • Kök sebep analizi yaptık mı?

Çünkü kök sebeplere inmek, mevcut düzensizlikten beslenen ve yetersizliklerini bu karmaşayla örten yapıların konfor alanını doğrudan tehdit eder.

Planlama, analiz ve metodolojik disipline ayrılmayan her saniye; ilerleyen süreçte hatalı üretimler, kalitesiz hizmet, müşteri memnuniyetsizliği, zaman israfı ve telafisi imkânsız finansal kayıplar olarak şirketin hanesine yazılır.

Yönetim Kurulu Odalarında Strateji Yerine Operasyonel Detaylarda Boğulma Felaketi

Şirketin geleceğini inşa etmesi gereken en üst karar organları olan yönetim kurulları ve icra komiteleri, yapmaları gereken vizyoner ve stratejik liderliği bir kenara bırakarak kendilerini günlük operasyonel detayların güvenli limanına bırakmaktadır.

Şirketlerin tepe yöneticileri, genel müdürleri ve hissedarları; küresel pazar trendlerini, yeni nesil liderlik modellerini, dijital dönüşümü, yeni pazarlara giriş stratejilerini veya uzun vadeli iş geliştirme mimarisini masaya yatırmaları gerekirken; o günkü sevkiyatın neden geciktiğini, depodaki faturaların durumunu ya da mavi yakalı personelin izin takvimini tartışarak saatler tüketirler.

Bu yapısal zafiyetin halının altına süpürülme sebebi, operasyonel işlerin son derece somut, anında sonuç veren ve yöneticiye hemen bir işi çözüme kavuşturup fayda sağlama yönünde sahte bir tatmin duygusu vermesidir.

Stratejik düşünmek ve belirsizliklerle dolu geleceği planlamak ise yüksek düzeyde entelektüel çaba, derin analiz yeteneği ve sabır gerektirir. Üst yönetim bu zorlu zihinsel süreçlerden kaçarak operasyonun girdabına kapıldığında, şirket rotasını kaybetmiş devasa bir gemiye dönüşür.

Dışarıdan bakıldığında çarklar dönüyor ve işler yürüyor gibi görünse de, değişen pazar dinamikleri ve teknolojik kırılmalar karşısında şirketin geleceğe yönelik hiçbir hazırlığı kalmaz.

Vasıfsızlığın Normalleşmesi ve Yetenek Körlüğü Sarmalı

Şirketlerin uzun vadede rekabetçi kalmasını sağlayacak en önemli unsur olan insan kıymeti; şirketlerde maliyet unsuru olarak görülerek sistematik bir vasatlaşma sarmalına terk edilmektedir.

Birçok şirket, kendi alanında derin uzmanlığa sahip, analitik düşünen ve şirketi ileriye taşıyacak nitelikli insan gücü yetiştirmek veya bu yetenekleri bünyesinde tutmak yerine; her işten biraz anlayan, her denileni sorgulamadan yapan ama hiçbir konuda tam uzmanlığı olmayan ortalama bir çalışan profilini tercih eder.

Eğitim, gelişim ve kurumsal akademi bütçeleri, herhangi bir ekonomik daralmada şirketlerin ilk vazgeçtiği ve tırpanladığı kalemlerin başında gelir. "Çalışana yatırım yaparsak ve sonrasında bizi bırakıp giderse" şeklindeki ilkel rasyonellik ve "mevcut kadro işi bir şekilde döndürüyor" tembelliği, bu devasa yetenek açığını halının altına iter.

Bu sessiz çölleşmenin neticesinde şirketler, katma değeri yüksek, dünya standartlarında ürün veya hizmet geliştirebilecek entelektüel sermayeden tamamen mahrum kalırlar. Sahip oldukları vasat kadrolar nedeniyle sadece fiyata dayalı, düşük kâr marjlı bir rekabet sarmalına sıkışırlar. En tehlikelisi de, vizyon sahibi, yenilikçi ve yüksek potansiyelli gerçek profesyoneller bu vasatlık ikliminde nefes alamayarak şirketi hızla terk ederken organizasyonda sadece değişime direnç gösteren ve vasatı standart kabul etmiş bir çoğunluk kalır.

Cironun Artırılması Karşısında Karlılık, Nakit Akışı ve Risk Yönetiminin Ezilmesi

Özellikle büyüme aşamasındaki şirketlerde en sık yapılan ve üstü en çok örtülen hatalardan biri, şirketin başarısının yalnızca ne kadar büyük ciro yapıldığı ve satış hacminin ne kadar arttığı illüzyonu üzerinden ölçülmesidir.

Satış ekipleri sürekli yeni pazarlara girmek, yeni müşteriler kazanmak ve satış grafiklerini yukarı taşımak için agresif hedeflerle koşturulurken; bu satışların getirdiği finansal yükler, tahsilat riskleri, işletme sermayesi ihtiyacı ve gerçek kârlılık analizleri tamamen göz ardı edilir.

Büyük satış rakamları ve rekor cirolar, satış kadrolarının prim motivasyonunu canlı tuttuğu için bu sürecin getirdiği sistemsizlik adeta kutsanır ve tüm finansal tehlikeler halının altına süpürülür.

Şirketler, satış kanallarını doğru analiz etmeden, risk yönetimi modelleri kurmadan ve en önemlisi verimsiz ciro ile sağlıklı nakit akışı arasındaki hayati farkı anlamadan kontrolsüzce büyürler. Tek bir büyük müşteriye ya da dar bir pazar segmentine bağımlı olarak büyüyen bu suni büyüme, arka planda finansal riskleri ve operasyonel verimsizlikleri bir çığ gibi büyütür.

Şirketlerimizin karşı karşıya olduğu en büyük tehdit, dışsal ekonomik dalgalanmalar değil; içeride, gözümüzün önünde büyüyen sessiz yapısal belirsizliktir. Ciroyu artırıp kârlılığı unutan, insanı maliyet görüp vasatlığı fonlayan ve kahramanlık hikâyeleriyle sistem kurmayı erteleyen her organizasyon, aslında kendi sonunu kendi elleriyle hazırlamaktadır.

Halının altı artık doldu ve üzerindeki yükü taşıyamaz hâle geldi. Şimdi şu can alıcı soruyu sorma vaktidir: Biz gerçekten büyüyor muyuz?

"Gerçek kurumsallaşma, acı gerçeklerle yüzleşme cesaretiyle başlar."

Kobitek'e ücretsiz üye olun
Etiketler:

Alp Murat  Baştuğ
Alp Murat  Baştuğ

Yönetim Danışmanı, Eğitmen ve Yazar, Yönetim Danışmanları Derneği Asıl Üyesi

1972 yılında Ordu Yemişli Köyünde doğdum .İlkokulu ve Ortaokulu Orduda bitirdikten sonra Liseyi İstanbul Gültepe Lisesinde okudum .

1998 yılında Afyon Kocatepe Üniversitesi İİBF sini bitirdim . Profesyonel iş hayatıma okul bitimi ile Ünilever A.Ş de başladım.

Uluslararası ve kurumsal firmalarada Bölge Müdürü, Sektör Müdürü, Müşteri Geliştirme Yöneticisi , Satış Müdürü ve Pazarlama müdürlüğü görevlerinde bulundum

Çalıştığım firmalarda bir çok iş geliştirme projeleri hazırlayarak uygunlanmasına önderlik ettim.

Şu anda Yönetim Danışmanlığı hizmeti vererek profesyonel iş hayatıma devam etmekteyim.

Gelecek Öngörüsü İle Yeni Nesil Yönetim kitabının yazarıyım.

Destekçilerimize Teşekkürler


Kozyatağı Mahallesi Sarı Kanarya Sokak Byofis No: 14 K:7 Kadıköy 34742 İstanbul
Telefon: 0216 906 00 42 | E-Posta: info@ kobitek.com

KOBITEK.COM, bir TEKNOART Bilişim Hizmetleri Limited Şirketi projesidir.

2001 yılından beri KOBİlere ücretsiz bilgi kaynağı olma hedefi ile, alanında uzman yazarlar tarafından sunulan özgün bir iceriğe sahiptir.

Tüm yazıların telif hakları KOBITEK.COM'a aittir. Alıntı yapılabilir, referans verilebilir, ancak yazarın kişisel bloğu dışında başka yerde yayınlanamaz!!!