İkinci Büyük Patlama: Yeni Dünyayı Eski Güç Düzeniyle Yönetebilir Miyiz?

Bu yazıyı paylaş
X It! LinkedIn Facebook
İkinci Büyük Patlama: Yeni Dünyayı Eski Güç Düzeniyle Yönetebilir Miyiz? konu resmi

Teknolojik ilerlemenin sonuçlarını yalnızca makinelerin yapabilecekleri değil, onların hangi amaçlarla kullanılacağına ilişkin ekonomik ve yönetsel kararlar da belirliyor.

Thomas L. Friedman, 25 Ekim 2026'da The New York Times'ta yayımlanan “We Just Set Off the Second Big Bang” başlıklı video yorumunda insanlığın kendi eliyle ikinci bir Büyük Patlama başlattığını söylüyor [1].

Friedman'a göre yapay zekâ, küresel dijital ağlar, nükleer teknoloji ve iklim üzerindeki insan etkisi, türümüzü daha önce sahip olmadığı güçlerle karşı karşıya bıraktı. Kuantum bilişim, füzyon enerjisi ve yapay zekânın gelecekte birleşmesiyle bu dönüşümün daha da ileri gidebileceğini öngörüyor.

Teknolojinin gelişme hızıyla onu yönetecek kurumların kapasitesi arasındaki uyumsuzluktan kaygı duyuyor.

Verdiği örneklerden biri oldukça düşündürücü. Gelecekte dünyanın başka bir ülkesinde üretilmiş yapay zekâ destekli bir kalça protezi kullanmak zorunda kaldığımızda ne olacak? Protezin sürekli topladığı veriler nereye gidecek? Bu verilere kim erişebilecek? Sistemin güvenliğine ve kararlarına nasıl güveneceğiz?

Üstelik aynı sorun otomobiller, evler, fabrikalar ve gündelik hayatımızın giderek daha fazla alanı için geçerli olabilir.

Friedman, birbirimizin teknolojilerine güvenebilmek için uluslararası kurallar, ortak standartlar ve etik sınırlar geliştirmemiz gerektiğini savunuyor. Ona göre insanlık artık ortak bir kadere bağlanmış durumda. Sağlıklı karşılıklı bağımlılıklar kurarak birlikte yükseleceğiz ya da birlikte düşeceğiz.

Bu uyarıyı önemli buluyorum. Özellikle teknolojik rekabetin giderek jeopolitik rekabetin bir parçasına dönüştüğü dünyada, ortak kuralların gerekliliğini tartışmak bile zorlaştı.

Ancak Friedman'ın yaklaşımında yeterince açıklanmayan bir boyut var.

Birbirimize bağımlı olmamız, bu bağımlılığın eşit koşullarda kurulacağı veya ortaya çıkan kazanımların adil paylaşılacağı anlamına gelmiyor.

Dahası, teknolojiyi yönetmek için kurallar geliştirmekle teknolojinin hangi amaçlarla geliştirileceğini belirlemek birbirinden farklı meseleler.

Bu ayrım, yapay zekâ çağında yalnızca devletlerin değil, şirketlerin geleceği açısından da belirleyici olabilir.

Teknolojik ilerlemenin yönünü kim belirliyor?

Daron Acemoğlu ve Simon Johnson, 2023 yılında yayımladıkları Power and Progress: Our Thousand-Year Struggle Over Technology and Prosperity adlı kitaplarında teknolojik gelişmenin tarihsel sonuçlarını inceliyorlar [2].

Vardıkları temel sonuç, teknolojik ilerlemenin toplumsal refahı kendiliğinden ve eşit biçimde artırmadığı.

Örneğin Orta Çağ Avrupa'sında tarımsal üretkenlik artarken elde edilen ekonomik kazanımlar büyük ölçüde dönemin güçlü kesimlerinin elinde toplandı. Sanayileşmenin ilk dönemlerinde de üretimdeki büyük ilerlemeler çalışanların yaşam koşullarına hemen yansımadı.

Teknolojik gelişme zaman içinde geniş toplumsal kesimlerin refahını artırabildi. Ancak bunun gerçekleşmesinde çalışanların örgütlenmesi, ekonomik güç ilişkilerinin değişmesi ve kurumsal düzenlemeler önemli rol oynadı.

Acemoğlu ve Johnson'ın yaklaşımı teknolojik ilerlemeye karşı çıkmıyor. Teknolojinin yönünün önceden belirlenmiş olduğu düşüncesine itiraz ediyor.

Bu noktada Friedman ile aralarında önemli bir düşünsel ayrım bulunuyor.

Friedman, insanlığın kazandığı yeni teknolojik güçlerin ortak kurallar olmadan yönetilemeyeceğini savunuyor.

Acemoğlu ve Johnson ise bu güçlerin gelişme yönünün de ekonomik ve siyasal kararlarla şekillendiğini gösteriyor.

İki yaklaşım birbirini tamamlıyor. Ancak ikinci yaklaşım, kuralların ötesinde ekonomik teşviklerin, yatırım tercihlerinin ve karar yetkilerinin de incelenmesini gerektiriyor.

Çünkü toplumsal açıdan sakıncalı sonuçlar doğuran bir teknolojiyi sonradan sınırlandırmakla, o teknolojinin başlangıçtan itibaren daha farklı amaçlarla geliştirilmesini sağlamak aynı şey değil.

Yapay zekâ çalışanı mı değiştirecek, çalışmanın niteliğini mi?

Bu tartışma, Acemoğlu, David Autor ve Simon Johnson'ın Şubat 2026'da yayımladığı Building Pro-Worker Artificial Intelligence çalışmasıyla daha somut bir zemine taşınıyor [3].

Araştırmacılar, yapay zekânın çalışanların becerilerini ve uzmanlıklarını daha değerli hale getirecek biçimde geliştirilmesinin mümkün olduğunu savunuyorlar.

Çalışmada teknolojik değişimin beş farklı biçimi ele alınıyor: Emeği güçlendiren, sermayeyi güçlendiren, insan görevlerini otomatikleştiren, uzmanlık farklarını azaltan ve yeni görevler yaratan teknolojiler.

Yazarlar, özellikle yeni insan görevlerinin ortaya çıkmasını açık biçimde çalışan lehine sonuç veren kategori olarak değerlendiriyorlar. Diğer kategorilerin sonuçları ise koşullara bağlı.

Bu ayrımın şirketlerin yapay zekâ yatırımlarını değerlendirirken yeterince dikkate alınmadığını düşünüyorum.

Bugün pek çok yatırımın gerekçesi maliyetleri azaltmak, süreçleri hızlandırmak ve mevcut faaliyetleri daha az kaynak kullanarak gerçekleştirmek üzerine kuruluyor.

Bunlar işletme açısından anlaşılabilir hedefler.

Ancak yapay zekânın mevcut işi daha az insanla yapmaya imkân vermesi, o teknolojinin şirket için uzun vadede en değerli kullanım biçimi olduğu anlamına gelmez.

Aynı teknoloji, çalışanların daha karmaşık sorunları çözmesine, uzmanlıklarını geliştirmesine veya şirketin daha önce sunamadığı hizmetleri ortaya çıkarmasına da yardımcı olabilir.

Bunun yalnızca teorik bir olasılık olmadığını gösteren araştırmalar var.

Erik Brynjolfsson, Danielle Li ve Lindsey Raymond'ın 2025 yılında The Quarterly Journal of Economics dergisinde yayımlanan araştırması, 5.172 müşteri destek çalışanına ilişkin verileri inceliyor [4].

Yapay zekâ desteği, saat başına çözülen müşteri sorunu sayısını ortalama yüzde 15 artırıyor. Üstelik kazanımlar daha az deneyimli çalışanlarda daha belirgin. Araştırma, en deneyimli çalışanlarda ise kalite açısından küçük olumsuz etkiler de saptıyor.

Bu bulguların önemi, yapay zekânın çalışanı destekleyerek de verimlilik sağlayabileceğini göstermesinde.

Ancak bir araştırmada elde edilen verimlilik artışından bütün sektörlerde aynı sonuçların ortaya çıkacağı veya çalışanların ekonomik kazanımlardan aynı ölçüde yararlanacağı sonucu çıkarılamaz.

Nitekim Acemoğlu'nun The Simple Macroeconomics of AI çalışması, yapay zekânın ekonomi genelindeki etkilerine ilişkin daha temkinli bir değerlendirme sunuyor [5]. İncelediği görevlerin otomasyonu ve maliyet tasarrufları üzerinden yaptığı modellemede, toplam faktör verimliliğine on yıllık katkının belirli varsayımlar altında yüzde 0,66'yı aşmayabileceğini hesaplıyor.

Bu tahmin, yapay zekânın gelecekteki bütün kullanım alanlarını kapsayan kesin bir öngörü değil. Yine de teknolojinin potansiyeliyle ölçülmüş ekonomik etkilerini birbirinden ayırmamız gerektiğini hatırlatıyor.

Şirketler için de benzer bir ayrım gerekli.

Bir yapay zekâ yatırımının başarılı sayılması için yalnızca bugün kaç kişinin yaptığı işin otomatikleştirildiğine bakmak yeterli olmayabilir. Şirketin hangi yeni becerileri kazandığı, hangi fırsatları geliştirdiği ve gelecekte hangi kararları alma kapasitesine sahip olduğu da önem taşıyor.

Verimlilik artarken şirket daha bağımlı hale gelebilir

Friedman'ın sağlıklı karşılıklı bağımlılık önerisi, şirketler açısından farklı bir anlam kazanıyor.

Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler, yapay zekâ sayesinde daha önce büyük şirketlerin sahip olduğu bazı teknolojik imkânlara daha düşük maliyetlerle erişebiliyor.

Bu önemli bir fırsat.

Ancak aynı zamanda teknoloji sağlayıcılarına bağımlılık, veri üzerindeki kontrol ve karar yetkilerinin sınırları gibi yeni sorunlar ortaya çıkıyor.

OECD'nin Temmuz 2026'da yayımladığı Competition in the Age of AI araştırması da bu konuda tek yönlü bir tablo bulunmadığını gösteriyor [6].

Araştırmaya göre üretken olmayan yapay zekâ uygulamalarının benimsenmesi, incelenen verilerde piyasa gücünde anlamlı bir artışla ilişkili görünmüyor. Üretken yapay zekâ küçük işletmeler için fırsatlar yaratırken, mevcut güçlü şirketlerin avantajlarını da artırabiliyor. Yapay zekâ yeniliklerindeki yoğunlaşma ise daha yüksek satış yoğunlaşmasıyla ilişkili bulunuyor.

Dolayısıyla yapay zekânın mutlaka tekelleşme yaratacağını söylemek de rekabeti kendiliğinden artıracağını varsaymak da doğru değil.

Ancak şirket düzeyinde daha somut bir risk var.

Bir KOBİ'nin müşteri hizmetlerini, satış tahminlerini veya üretim planlamasını dışarıdan aldığı yapay zekâ sistemleriyle yürüttüğünü düşünelim.

Başlangıçta maliyetler düşebilir, kararlar hızlanabilir ve hizmet kalitesi artabilir.

Fakat zamanla şirketin önemli verileri belirli bir sağlayıcının sisteminde birikebilir. Çalışanlar alternatif yöntemlerden uzaklaşabilir. Teknoloji sağlayıcısını değiştirmek giderek daha maliyetli hale gelebilir.

Bu, gerçekleşmesi kaçınılmaz bir senaryo değil. Ancak yatırım kararında değerlendirilmesi gereken bir olasılık.

Üstelik böyle bir bağımlılığı yalnızca finansal tablolar üzerinden görmek de kolay olmayabilir.

Şirket bugün daha verimli çalışırken yarın farklı bir teknolojiye geçme, kendi karar süreçlerini yeniden tasarlama veya yeni bir iş modeli geliştirme serbestisini kaybedebilir.

Bir şirketin daha verimli hale gelmesiyle daha güçlü hale gelmesi her zaman aynı şey değildir.

Bu ayrım, özellikle stratejik kararlarını dış teknoloji sağlayıcılarına giderek daha fazla bağlayan işletmeler açısından önem kazanıyor.

Kurallar gerekli, fakat kuralların varlığı yeterli değil

Friedman'ın küresel yönetişim konusundaki uyarısını değerlendirirken mevcut uluslararası çalışmaları da göz ardı etmemek gerekiyor.

OECD'nin 2019'da kabul edip 2024'te güncellediği yapay zekâ ilkeleri ile UNESCO'nun 2021 tarihli Recommendation on the Ethics of Artificial Intelligence belgesi, güvenilir ve insan odaklı yapay zekâ kullanımına ilişkin önemli çerçeveler oluşturuyor [7], [8].

Bu belgelerde insan hakları, şeffaflık, hesap verebilirlik, kapsayıcı büyüme ve eşitsizliklerin azaltılması gibi hedefler zaten yer alıyor.

Dolayısıyla mesele, dünyanın yapay zekâ hakkında hiçbir ortak ilke geliştirmemiş olması değil.

Güçlük, bu ilkelerin uluslararası ölçekte uygulanmasında ve teknolojiye yön veren ekonomik kararlar üzerinde ne ölçüde etkili olabildiğinde.

Bir teknoloji güvenlik testlerinden geçebilir, veri koruma kurallarına uygun çalışabilir ve hukuken kullanılabilir durumda olabilir.

Buna rağmen çalışanların pazarlık gücünü azaltabilir, şirketler arasında yeni bağımlılıklar yaratabilir veya ekonomik kazanımları belirli gruplarda yoğunlaştırabilir.

Etik ve hukuki uyumluluk gereklidir. Fakat teknolojinin ekonomik sonuçlarının bütünüyle adil olacağını garanti etmez.

Acemoğlu ve Johnson'ın çalışmalarının Friedman'ın yaklaşımına kattığı önemli boyut da burada görülüyor.

Teknolojinin yaratabileceği zararları sınırlandırmak kadar, yatırım ve geliştirme kararlarını daha geniş bir yarar sağlayacak şekilde yönlendirebilmek de gerekiyor.

Bu kararların tamamı uluslararası anlaşmalarla alınamaz. Şirketlerin kendi yönetim sistemlerinde verdikleri kararlar da dönüşümün yönünü belirler.

Yeni teknolojiyi eski karar sistemiyle yönetmek

Bu tartışma, uzun süredir üzerinde çalıştığım yönetim ve stratejik esneklik konularıyla doğrudan ilişkili.

Stratejik Esneklik Sistemi kitabımda ele aldığım temel düşüncelerden biri, operasyonel mükemmelliğin şirketlerin geleceğini tek başına güvence altına alamayacağıdır [9].

Bir kuruluş mevcut faaliyetlerini çok başarılı biçimde sürdürebilir. Ancak koşullar değiştiğinde hangi işlerden vazgeçeceğini, hangi yetkinlikleri geliştireceğini ve kaynaklarını nereye yönlendireceğini belirleyemiyorsa bu başarı kalıcı olmayabilir.

Yapay zekâ, bu ayrımı daha görünür hale getiriyor.

Şirketler mevcut işlerini hızlandıran sistemlere yatırım yaparken gelecekte hangi işleri yapabileceklerini de belirliyorlar.

Bazı yatırımlar yeni seçenekler yaratıyor. Bazıları ise mevcut sisteme bağımlılığı artırarak gelecekteki seçenekleri daraltabiliyor.

Yönetim Olgunluğu Haritası – Genel Müdür 1.0'dan 8.0'a çalışmamda üzerinde durduğum yönetim alışkanlıkları, karar sistemleri ve değişim kapasitesi de bu nedenle önem kazanıyor [10].

Karar yetkilerinin belirsiz olduğu, sorumlulukların açık biçimde tanımlanmadığı veya farklı birimlerin birbirinden kopuk hareket ettiği bir organizasyonda yapay zekâ kullanılması, bu yapısal sorunların ortadan kalkacağı anlamına gelmez.

Hatta teknoloji, mevcut karar süreçlerini hızlandırarak sorunların etkisini büyütebilir.

Dilek Yurdabak Manik ile birlikte yazdığımız İş Tanrıları Buyurdu: VUCA Dünyasında Prekaryanın Hikâyesi kitabında ise ekonomik dönüşümün insan ve çalışma hayatı üzerindeki güvencesizlik boyutunu ele almıştık [11].

Bugün bu çalışmaların kesiştiği alan daha belirgin.

Bir şirket aynı anda daha verimli, daha teknolojik ve daha kırılgan hale gelebilir.

Çalışan sayısını azaltırken önemli uzmanlıklarını kaybedebilir. Daha fazla veriye sahip olurken kritik kararlar üzerindeki kontrolünü zayıflatabilir. Maliyetleri düşürürken gelecekte yön değiştirmesini zorlaştıracak bağımlılıklar oluşturabilir.

Bunların hiçbiri kaçınılmaz sonuçlar değil. Ancak yönetim kararlarında yalnızca kısa vadeli finansal kazanımlara bakıldığında gözden kaçabilecek riskler.

Bu nedenle yapay zekâ yatırımlarını değerlendirirken üç boyutun birlikte ele alınmasını öneriyorum.

Teknolojinin yönü: Yatırım yalnızca mevcut işleri daha düşük maliyetle gerçekleştirmeyi mi sağlıyor, yoksa çalışanların ve şirketin yeni yetkinlikler geliştirmesine de katkıda bulunuyor mu?

Kazanımların dağılımı: Verimlilikten doğan değer, çalışanların gelişimine, müşterilere sunulan hizmete ve şirketin uzun vadeli kapasitesine nasıl yansıyor?

Karar bağımsızlığı: Şirket kullandığı teknolojiyi denetleyebiliyor mu? Verilerini taşıyabiliyor, teknoloji sağlayıcısını değiştirebiliyor ve gerektiğinde farklı bir yönteme geçebiliyor mu?

Bu üç değerlendirme, yalnızca etik bir sorumluluk olarak görülmemeli.

İnsan uzmanlığının korunması, değer yaratma kapasitesinin geliştirilmesi ve stratejik seçeneklerin açık tutulması, şirketin gelecekteki rekabet gücüyle de ilişkili.

Elbette her yapay zekâ yatırımı aynı ölçütlerde en yüksek sonucu veremez. Bazı otomasyon kararları ekonomik açıdan gerekli olabilir. Ancak bu tercihler yapılırken yalnızca elde edilecek tasarrufların değil, vazgeçilen seçeneklerin de görülmesi gerekir.

İkinci Büyük Patlama'dan sonra

Friedman'ın uyarısındaki temel düşünceyi önemsiyorum. İnsanlık, geliştirdiği teknolojilerin etkilerini ulusal sınırlar içinde tutamayacağı bir döneme giriyor. Ortak kurallar, güvenilir kurumlar ve uluslararası işbirliği giderek daha önemli hale geliyor.

Ancak sağlıklı karşılıklı bağımlılık, yalnızca ortak standartlarla kurulamayabilir.

Acemoğlu ve Johnson'ın tarihsel incelemesi, teknolojik ilerlemenin toplumsal sonuçlarını ekonomik ve siyasal güç ilişkilerinin şekillendirdiğini gösteriyor.

2026 tarihli çalışmaları ise aynı düşünceyi yapay zekânın geliştirilme yönüne taşıyor: İnsan uzmanlığını genişleten teknolojilere yeterince yatırım yapılmaması, yalnızca teknik bir eksiklik değil, ekonomik teşviklerin ve karar tercihlerinin de sonucu olabilir.

Bu iki yaklaşımı birlikte değerlendirdiğimde, Friedman'ın küresel işbirliği çağrısına bir koşul eklemek gerektiğini düşünüyorum.

Teknolojiyi yönetecek kuralları geliştirirken teknolojinin hangi amaçlarla geliştirildiğini, ortaya çıkan kazanımların nasıl paylaşıldığını ve karar yetkilerinin kimlerde toplandığını da ele almalıyız.

Üstelik bunu yalnızca devletlerden ve uluslararası kuruluşlardan bekleyemeyiz.

Şirketlerin teknoloji yatırımlarını nasıl değerlendirdikleri, hangi yetkinlikleri geliştirdikleri, çalışanları karar süreçlerine ne ölçüde kattıkları ve teknolojik bağımlılıklarını nasıl yönettikleri de aynı dönüşümün parçası.

Friedman'ın İkinci Büyük Patlama benzetmesi bir gelecek uyarısı.

Fakat o geleceğin ekonomik ve toplumsal yapısı şimdiden alınan kararlarla biçimleniyor.

Teknolojinin hızını artırmayı başardık. Şimdi o hızın bizi nereye götüreceğine karar verebilmek zorundayız.

Çünkü teknolojik ilerleme, ancak yönünü ve sonuçlarını yönetebildiğimiz ölçüde gerçek bir toplumsal ilerlemeye dönüşebilir.


Kaynakça

[1] T. L. Friedman, “We Just Set Off the Second Big Bang,” The New York Times, 25 Ekim 2026. https://www.nytimes.com/2026/10/25/opinion/ai-second-big-bang.html

[2] D. Acemoglu and S. Johnson, Power and Progress: Our Thousand-Year Struggle Over Technology and Prosperity. PublicAffairs, 2023. https://shapingwork.mit.edu/power-and-progress/

[3] D. Acemoglu, D. Autor, and S. Johnson, “Building Pro-Worker Artificial Intelligence,” NBER Working Paper No. 34854, Şubat 2026. https://doi.org/10.3386/w34854

[4] E. Brynjolfsson, D. Li, and L. Raymond, “Generative AI at Work,” The Quarterly Journal of Economics, vol. 140, no. 2, pp. 889–942, 2025. https://doi.org/10.1093/qje/qjae044

[5] D. Acemoglu, “The Simple Macroeconomics of AI,” Economic Policy, vol. 40, no. 121, pp. 13–58, 2025. https://doi.org/10.1093/epolic/eiae042

[6] OECD, “Competition in the Age of AI: Initial Evidence from Microdata,” OECD Artificial Intelligence Papers, no. 64, 30 Temmuz 2026. https://doi.org/10.1787/6f88a1ea-en

[7] OECD, “Recommendation of the Council on Artificial Intelligence,” OECD/LEGAL/0449, 2019; güncelleme 2024. https://legalinstruments.oecd.org/en/instruments/OECD-LEGAL-0449

[8] UNESCO, Recommendation on the Ethics of Artificial Intelligence, 23 Kasım 2021. https://www.unesco.org/en/legal-affairs/recommendation-ethics-artificial-intelligence

[9] T. Karaca, Stratejik Esneklik Sistemi, 2026.

[10] T. Karaca, Yönetim Olgunluğu Haritası – Genel Müdür 1.0'dan 8.0'a, 2026.

[11] T. Karaca ve D. Yurdabak Manik, İş Tanrıları Buyurdu: VUCA Dünyasında Prekaryanın Hikâyesi, 2025.

Yazarın kitapları: https://tkaraca.com/kitaplar.html

Kobitek'e ücretsiz üye olun
Etiketler:

Tufan Karaca
Tufan Karaca

1954 doğumlu olan Tufan Karaca, Kadıköy Maarif Koleji’nden mezun olduktan sonra eğitimini Virginia Polytechnic Institute and State University’de tamamlamıştır. 45yıllık profesyonel yaşamının 20 yılını dokuz farklı ülkede, uluslararası şirketlerde üst düzey yöneticilik yaparak geçirmiştir.

İş dünyasında edindiği deneyimleri eğitim alanına da taşıyarak, Yeditepe Üniversitesi ve Özyeğin Üniversitesi gibi önde gelen üniversitelerde dersler vermiştir. Halen yönetim danışmanı olarak kariyerini sürdüren Karaca, yönetim eğitimleri ve stratejik danışmanlık hizmetleri sunarak, modern iş yönetimi ilkelerini ve trendlerini kurumlara aktarmaktadır.

Yönetim alanındaki uzmanlığını kaleme aldığı “Girişimciler için Kolay ve Hızlı İş Planı Hazırlama”, “Career Management In a Disrupted World “, “Yeni Dünya Düzeninde Kariyer Yönetimi”, “Arts Entrepreneurship: How to Craft Your Creative Business Model”, “Sanatta Girişimcilik - YARATICI İŞ MODELİNİZİ NASIL GELİŞTİRİRSİNİZ? “gibi kitaplarıyla geniş bir kitleyle buluşturan Karaca, girişimcilik, stratejik esneklik ve VUCA gibi güncel yönetim konularında çalışmalarını sürdürmektedir.

Destekçilerimize Teşekkürler


Kozyatağı Mahallesi Sarı Kanarya Sokak Byofis No: 14 K:7 Kadıköy 34742 İstanbul
Telefon: 0216 906 00 42 | E-Posta: info@ kobitek.com

KOBITEK.COM, bir TEKNOART Bilişim Hizmetleri Limited Şirketi projesidir.

2001 yılından beri KOBİlere ücretsiz bilgi kaynağı olma hedefi ile, alanında uzman yazarlar tarafından sunulan özgün bir iceriğe sahiptir.

Tüm yazıların telif hakları KOBITEK.COM'a aittir. Alıntı yapılabilir, referans verilebilir, ancak yazarın kişisel bloğu dışında başka yerde yayınlanamaz!!!