Hava Bozuk Değil, Düzen Bozuldu

Bu yazıyı paylaş
X It! LinkedIn Facebook
Hava Bozuk Değil, Düzen Bozuldu konu resmi

Bugünün şirketleri sadece belirsizlikle uğraşmıyor. Zemin kırılıyor, krizler birbirine çarpıyor, kurumların iç ısısı yükseliyor. Buna rağmen birçok yönetim anlayışı hâlâ meseleyi “zor piyasa koşulları” diye okuyup geçiyor. Oysa sorun daha derin: Hava bozulmadı sadece; düzen bozuldu.

Mesele Artık Sadece Belirsizlik Değil

Uzun süre iş dünyasını anlamak için VUCA yeterli bir çerçeve sundu. Dünya oynaktı, belirsizdi, karmaşıktı, muğlaktı. Yönetici için iş zorlaşmıştı; çünkü hava sürekli değişiyordu. Rüzgâr bir anda tersine dönebiliyor, görüş mesafesi düşebiliyor, dün işe yarayan hesap bugün boşa çıkabiliyordu.

Bu tarif hâlâ geçerli. Ama artık eksik.

Çünkü bir dönem mesele gerçekten daha çok dış koşulların öngörülemezliği idi. Şimdi ise dışarıdaki bozulma, içerideki karar kalitesini, dikkat kapasitesini ve kurumsal dayanıklılığı da kemiriyor. Eskiden belirsizlik dışarıdaydı; bugün kurumun içine kadar girmiş durumda.

Yönetici artık yalnızca pazarı okumuyor. Aynı anda çalışanların kaygısını, müşterinin yön değiştiren davranışını, teknolojinin yarattığı sıçramaları, tedarik zincirinin kırılganlığını ve bütün bunların kurum içinde yarattığı gerilimi de okumak zorunda.

Bu yüzden mesele “hava bozuk” demekten ibaret değil. Çünkü hava bozuk olduğunda direksiyon tutarsınız; düzen bozulduğunda bütün sürüş mantığını değiştirmeniz gerekir.

Yol ve Zemin de Artık Güven Vermiyor

İşte burada BANI devreye giriyor. Dünya sadece oynak değil; aynı zamanda kırılgan, kaygı üretici, doğrusal olmayan ve anlamlandırması zor bir yapıya dönüşüyor. Yani artık sorun sadece kötü hava değil. Yol da güven vermiyor, zemin de ayağın altından kayıyor.

Şirketlerin hâlâ en sık yaptığı hata şu: Daha fazla veri, daha sık kontrol, daha ayrıntılı rapor ile tabloyu toparlayabileceklerini sanmak. Oysa bazı dönemlerde veri arttıkça belirginlik artmaz; tam tersine bulanıklık büyür. İnsan çok şey görür ama neye bakması gerektiğini seçemez.

Bu nedenle eski yönetim refleksleri giderek daha az işe yarıyor. Çünkü eski reflekslerin büyük kısmı daha doğrusal bir dünyada gelişti. Sebep ile sonuç arasındaki ilişkinin nispeten daha net olduğu, deneyimin daha yüksek taşıma gücü olduğu, “benzer durumlara benzer çözümler” üretmenin daha mümkün olduğu bir dünyada.

Şimdi ise küçük bir kırılma, beklenmedik büyüklükte sonuç doğurabiliyor. Zayıf görünen bir sinyal, birkaç hafta sonra sert bir sarsıntıya dönüşebiliyor. Mesele hız değil artık; kırılma eşiğini zamanında fark edebilmek.

Trafik Yoğun Değil Sadece; Krizler Birbirine Giriyor

Yetmiyor. Çünkü artık yalnızca tek tek sorunlarla uğraşmıyoruz. Polycrisis çağında yaşıyoruz. Yani krizler yan yana durmuyor; birbirine çarpıyor, birbirini büyütüyor, birbirinin etkisini sertleştiriyor.

Ekonomik baskı geliyor, ardından tedarik sorunu beliriyor. Jeopolitik gerilim artıyor, maliyet yapısı bozuluyor. Teknolojik dönüşüm hızlanıyor, yetenek açığı büyüyor. Regülasyon değişiyor, yatırım iştahı sarsılıyor. Bunların hiçbiri izole kalmıyor.

Şirketlerin bir kısmı hâlâ bu yeni durumu eski alışkanlıklarla yönetmeye çalışıyor. Her meseleyi ayrı klasöre koyuyor. Finans ayrı konuşuyor, operasyon ayrı, insan kaynakları ayrı, strateji ayrı. Oysa hayat organizasyon şemasına göre akmıyor. Gerçek dünyada sorunlar departmanlara ayrılarak gelmiyor.

Bugün iyi yönetim, tek tek problemleri çözmekten önce, problemlerin birbirine nasıl bağlandığını görebilme yeteneği istiyor. Çünkü bazen satıştaki düşüş pazarlama sorunu değildir; içerideki karar gecikmesinin dışarıdaki fırsat kaybına dönüşmüş halidir. Bazen çalışan devri sadece İK meselesi değildir; kurumun iç sürtünmesinin insan üzerinde bıraktığı izdir.

Kısacası, trafik artık sadece kalabalık değil. Araçlar birbirlerinin şeridine kırıyor.

En Büyük Risk Dışarıdaki Fırtına Değil, İçerideki Hararet

Dış dünya sertleştikçe kurumların içi de ısınıyor. İşte PUMO burada anlam kazanıyor. Çünkü birçok şirket dış baskı altında yalnızca yavaşlamıyor; içeriden aşırı ısınmaya başlıyor.

Kararlar gecikiyor. Öncelikler bulanıklaşıyor. Herkes her işe karışıyor. Toplantılar çoğalıyor ama netlik artmıyor. İnsanlar daha uzun çalışıyor ama daha az sonuç çıkıyor. Bu, kurumsal hayatın en tehlikeli anlarından biridir. Çünkü dışarıdan bakıldığında hâlâ “çalışma” vardır, ama içeride taşıma kapasitesi düşmeye başlamıştır.

Bir motorun hararet yapması gibi.

Aracın dışındaki yol zor olabilir. Viraj sert olabilir. Trafik sıkışık olabilir. Ama motor içeriden ısınıyorsa, bir noktadan sonra sorun yol değil, sistemin kendi kendini tüketmeye başlamasıdır.

Bugün birçok şirkette asıl tehlike budur. Dış kriz değil sadece; dış kriz karşısında içeride oluşan sürtünme, karar tıkanması, dikkat dağılması ve yön kaybı.

Bu yüzden bazı kurumlar kötü piyasada bile ayakta kalırken, bazıları daha ilk sarsıntıda dağılır. Fark çoğu zaman dış koşullarda değil, iç ısıyı yönetme kapasitesindedir.

Yeni Dönemde Yönetimin İşi Harita Ezberlemek Değil, Durum Okumaktır

VUCA bize havayı anlattı.
BANI zemini gösterdi.
Polycrisis trafiğin nasıl birbirine girdiğini hatırlattı.
PUMO ise motorun içini açtı.

Bu dört çerçeve birlikte okunduğunda ortaya sert bir gerçek çıkıyor: Şirketlerin önündeki mesele artık sadece daha iyi plan yapmak değil. Çünkü planın üzerinde durduğu zemin oynuyor, akış bozuluyor, baskı artıyor ve kurum içeriden ısınıyor.

Bu yeni çağda yönetim, yalnızca hedef koymak ya da performans istemek değildir. Yönetim; oyunun doğasının değiştiğini kabul etmek, eski reflekslerin sınırını görmek ve kurumun hem dış baskıyı hem iç harareti taşıyabilecek bir yapıya kavuşmasını sağlamaktır.

Bunu yapamayan şirketler bir süre daha güçlü görünebilir. Ama görünüş, dayanıklılık değildir. İçten çözülme çoğu zaman dışarıdan geç fark edilir.

Ve birçok şirket burada hata yapar:
Dünyanın neden sertleştiğini değil, kendi yönetim dilinin neden eskidiğini geç fark eder.

Fırtınada ayakta kalan şirket, daha çok bağıran değil; harareti yükselmeden yön değiştirebilen şirkettir.
Kobitek'e ücretsiz üye olun
Etiketler:

Tufan Karaca
Tufan Karaca

1954 doğumlu olan Tufan Karaca, Kadıköy Maarif Koleji’nden mezun olduktan sonra eğitimini Virginia Polytechnic Institute and State University’de tamamlamıştır. 45yıllık profesyonel yaşamının 20 yılını dokuz farklı ülkede, uluslararası şirketlerde üst düzey yöneticilik yaparak geçirmiştir.

İş dünyasında edindiği deneyimleri eğitim alanına da taşıyarak, Yeditepe Üniversitesi ve Özyeğin Üniversitesi gibi önde gelen üniversitelerde dersler vermiştir. Halen yönetim danışmanı olarak kariyerini sürdüren Karaca, yönetim eğitimleri ve stratejik danışmanlık hizmetleri sunarak, modern iş yönetimi ilkelerini ve trendlerini kurumlara aktarmaktadır.

Yönetim alanındaki uzmanlığını kaleme aldığı “Girişimciler için Kolay ve Hızlı İş Planı Hazırlama”, “Career Management In a Disrupted World “, “Yeni Dünya Düzeninde Kariyer Yönetimi”, “Arts Entrepreneurship: How to Craft Your Creative Business Model”, “Sanatta Girişimcilik - YARATICI İŞ MODELİNİZİ NASIL GELİŞTİRİRSİNİZ? “gibi kitaplarıyla geniş bir kitleyle buluşturan Karaca, girişimcilik, stratejik esneklik ve VUCA gibi güncel yönetim konularında çalışmalarını sürdürmektedir.

Destekçilerimize Teşekkürler


Kozyatağı Mahallesi Sarı Kanarya Sokak Byofis No: 14 K:7 Kadıköy 34742 İstanbul
Telefon: 0216 906 00 42 | E-Posta: info@ kobitek.com

KOBITEK.COM, bir TEKNOART Bilişim Hizmetleri Limited Şirketi projesidir.

2001 yılından beri KOBİlere ücretsiz bilgi kaynağı olma hedefi ile, alanında uzman yazarlar tarafından sunulan özgün bir iceriğe sahiptir.

Tüm yazıların telif hakları KOBITEK.COM'a aittir. Alıntı yapılabilir, referans verilebilir, ancak yazarın kişisel bloğu dışında başka yerde yayınlanamaz!!!