Kobitek.com web sitesi, analitik ve kişiselleştirme dahil olmak üzere site işlevselliğini sağlamak ve reklam gösterimini optimize etmek için çerezler gibi verileri depolar.

Otomotiv dünyası uzun yıllar boyunca aynı görünmez varsayımla çalıştı: direksiyonda kim olursa olsun, “varsayılan sürücü” çoğu zaman erkekti. Kokpit düzeninden saklama alanlarına, bakım mantığından park kolaylığına kadar birçok karar buna göre verildi.
Volvo’nun 2004’te tanıttığı YCC — Your Concept Car, kör noktalara çözüm üreten bir projeydi.
Çünkü burada mesele yalnızca “kadınlara uygun araba” yapmak değildi.
Asıl mesele, otomobil tasarımında sorulan soruları değiştirmekti.
Bu hikâye bir tasarım masasından değil, pazarın değişmesinden çıktı. Volvo, kadın müşterilerin otomobil satın alma kararlarında giderek daha belirleyici hale geldiğini görüyordu. Yani ortada sadece kültürel bir gözlem değil, çok net bir ticari gerçek vardı: müşteri değişiyordu.
Pek çok şirketin yapmadığını Volvo hemen yaptı. Herkesin görüp geçtiği bir sinyali ciddiye aldı.
Volvo’nun hareket noktası şuydu: Kadınların beklentilerini karşılarsanız, aslında daha iyi bir otomobil tasarlarsınız. Burada hedef düşük standartlı, “özel” bir ürün çıkarmak değildi. Beklentisi daha yüksek kullanıcıyı merkeze almaktı.
Bu fikri netleştiren isimlerden biri de Marti Barletta oldu. Onun söylediklerinin özü şuydu: Kadını gerçekten memnun eden bir otomobil, çoğu zaman erkeğin beklentisini de yukarı taşır. İlk anda slogan gibi duyuluyor. Ama pazarlamanın en yalın gerçeklerinden birine dokunuyor: Ortalamayı hedefleyerek iyi ürün çıkmaz. Beklentisi yüksek kullanıcıyı ciddiye alırsan, çıta zaten yükselir.
Volvo’nun hedeflediği profil, bağımsız, profesyonel, premium segment kadın kullanıcıydı. Bu grup otomobilden sadece performans, prestij ve stil beklemiyordu. Aynı zamanda daha iyi görüş, daha kolay kullanım, daha az bakım yükü, daha işlevsel depolama çözümleri ve daha rahat park deneyimi istiyordu.
Dikkat çekici olan şu:
Bunların hiçbiri klişe anlamda “kadınsı” talepler değildi.
Bunlar doğrudan iyi tasarımın konularıydı.
YCC’yi önemli yapan da bu oldu
Araç, “Daha güçlü motor nasıl yapılır?” sorusundan çok,
“Otomobil kullanmanın görünmez zahmetlerini kim neden normal kabul ediyor?” sorusunu öne çıkarıyordu.
Bu bakış otomobilin her yerine yansıdı.
Ön bölüm yalnızca mekanik parçaların yerleştirildiği bir alan gibi düşünülmedi; gerçek bir yaşam alanı gibi ele alındı. Direksiyon kolonuna taşınan kumandalar ve elektronik park freni sayesinde ön koltukların arası daha kullanışlı hale getirildi. Çanta, telefon, küçük eşyalar ve hatta dizüstü bilgisayar için daha anlamlı bir alan oluştu. Arka koltuklarda çoğu zaman yolcudan çok eşya taşındığı gerçeğine göre daha esnek düşünüldü.
Yani araç, katalog diliyle değil, gündelik hayatın akışıyla tasarlandı.
Kapılar da sadece gösteriş için yukarı açılmıyordu. Bu yapı, araca giriş-çıkışı kolaylaştırıyor, görüşü artırıyor ve eşya yerleştirmeyi rahatlatıyordu. Kapı açıldığında koltuk geri gidiyor, direksiyon yukarı kalkıyor, eşik alçalıyor.
Bugün buna kullanıcı deneyimi diyoruz ama özünde mesele basit:
Teknolojiyi insanın her gün tekrar ettiği küçük zahmetleri azaltmak için kullanmak.
Görüş konusunda da aynı mantık vardı. Araç, sürücünün ölçülerine göre ayarlanabiliyor; koltuk, direksiyon ve temel sürüş unsurları daha kişisel bir deneyim sunuyordu. Dış tasarım da bunu destekliyordu; aracın köşelerini hissetmek, manevra yapmak ve park etmek kolaylaştırılmıştı.
Belki de en çarpıcı taraf bakım meselesiydi. YCC ekibi çok basit ama güçlü bir soru sordu:
İnsanlar kaputu gerçekten neden açıyor?
Cevap çoğu zaman motorla uğraşmak değildi; cam suyu doldurmak gibi küçük ihtiyaçlardı.
O zaman neden bunun için tüm kaputu açmak gereksin?
YCC’de yakıt ve cam suyu için daha erişilebilir dolum noktaları tasarlandı. Motor bölmesine erişim servis ekiplerine bırakıldı. Araç kendi bakım ihtiyacını takip edecek ve gerektiğinde servisle bağlantı kuracak biçimde düşünülmüştü.
Burada önemli olan şey şu: otomobil artık sadece bir makine olarak görülmüyordu. Bir kullanım sistemi gibi ele alınıyordu.
YCC bu yüzden hâlâ konuşuluyor.
Çünkü bazı projeler seri üretime geçmese bile tarihte iz bırakır. Ürün olarak değil, fikir olarak yaşamaya devam eder. YCC de onlardan biri.
Bize şunu hatırlattı:
İnovasyon bazen yeni teknolojiyle değil, karar masasına oturan insanların değişmesiyle başlar.
Yeni motor koymak, yeni ekran eklemek, yeni malzeme kullanmak görece kolaydır.
Asıl zor olan şudur:
başka bir bakış açısına gerçekten yetki vermek.
Yönetim açısından çıkarılacak ders de açıktır:
Pazar değişirken karar kadroları değişmiyorsa, şirket bir süre sonra kendi müşterisine yabancılaşır.
Marka değerleri reklamlarda değil, ürün kararlarında görünür.
Bazen en güçlü yenilik, daha ileri teknolojiden değil, daha doğru sorudan çıkar.
Volvo YCC’yi önemli kılan asıl unsur işte buydu: Yeni bakış açılarına kapı açtı.
İnovasyonun kaderini teknoloji değil, masada kimin oturduğu belirler.


1954 doğumlu olan Tufan Karaca, Kadıköy Maarif Koleji’nden mezun olduktan sonra eğitimini Virginia Polytechnic Institute and State University’de tamamlamıştır. 45yıllık profesyonel yaşamının 20 yılını dokuz farklı ülkede, uluslararası şirketlerde üst düzey yöneticilik yaparak geçirmiştir.
İş dünyasında edindiği deneyimleri eğitim alanına da taşıyarak, Yeditepe Üniversitesi ve Özyeğin Üniversitesi gibi önde gelen üniversitelerde dersler vermiştir. Halen yönetim danışmanı olarak kariyerini sürdüren Karaca, yönetim eğitimleri ve stratejik danışmanlık hizmetleri sunarak, modern iş yönetimi ilkelerini ve trendlerini kurumlara aktarmaktadır.
Yönetim alanındaki uzmanlığını kaleme aldığı “Girişimciler için Kolay ve Hızlı İş Planı Hazırlama”, “Career Management In a Disrupted World “, “Yeni Dünya Düzeninde Kariyer Yönetimi”, “Arts Entrepreneurship: How to Craft Your Creative Business Model”, “Sanatta Girişimcilik - YARATICI İŞ MODELİNİZİ NASIL GELİŞTİRİRSİNİZ? “gibi kitaplarıyla geniş bir kitleyle buluşturan Karaca, girişimcilik, stratejik esneklik ve VUCA gibi güncel yönetim konularında çalışmalarını sürdürmektedir.
Destekçilerimize Teşekkürler
Kozyatağı Mahallesi Sarı Kanarya Sokak
Byofis No: 14 K:7 Kadıköy 34742 İstanbul
Telefon: 0216 906 00 42 | E-Posta: info@ kobitek.com
KOBITEK.COM, bir
TEKNOART Bilişim Hizmetleri Limited Şirketi projesidir.
2001 yılından beri KOBİlere ücretsiz bilgi kaynağı olma hedefi ile, alanında uzman yazarlar tarafından sunulan özgün bir iceriğe sahiptir.
Tüm yazıların telif hakları KOBITEK.COM'a aittir. Alıntı yapılabilir, referans verilebilir, ancak yazarın kişisel bloğu dışında başka yerde yayınlanamaz!!!