Kimsenin Adını Koymadığı Şirket Yorgunluğu

Bu yazıyı paylaş
X It! LinkedIn Facebook
Kimsenin Adını Koymadığı Şirket Yorgunluğu konu resmi

Her şey fena gitmiyor olabilir. Ama yine de herkes biraz yorgun hissediyorsa, orada konuşulmamış bir şeyler vardır. Bu yazı, kriz olmadan yorulan şirketlerin neden ağırlaştığını ve ne anlatmaya çalıştığını sakin bir yerden ele alıyor.

Ortada bir kriz yoktur. Satışlar tamamen durmamıştır, telefonlar çalar, işler bir şekilde yürür. Hatta dışarıdan bakıldığında şirket “fena gitmiyor” gibidir. Çoğu zaman da tam bu yüzden kimse durup bakmak istemez. Çünkü bakmak, bir şeylerin yolunda olmadığını kabul etmeyi gerektirir. Oysa işler yürürken insanın içinden “şimdi sırası değil” demek gelir. Böylece şirket, fark edilmeden yorulmaya başlar.

Bu yorgunluk gürültü yapmaz. Kapıyı çarpmaz, alarm vermez. Kimse bir sabah kalkıp “biz yorulduk” demez. Daha çok, günlerin birbirine benzemesiyle kendini gösterir. Yapılan iş çoktur ama içten içe bir tatminsizlik vardır. İnsanlar meşguldür ama rahat değildir. Sürekli bir koşu hali vardır, fakat ilerleme hissi zayıflamıştır. Gün biter, herkes yorgundur ama kimse tam olarak neden bu kadar yorulduğunu anlatamaz.

Şirket yorgunluğu çoğu zaman başarıyla karışır. Çünkü şirket hâlâ ayaktadır. Ciro vardır, müşteri vardır, ekip vardır. Ama bu ayakta kalma hâli, giderek daha fazla kişisel fedakârlıkla sağlanır. Sistemler yük taşımadığı için insanlar taşımaya başlar. Aynı isimler her konunun içinde olur. Herkes “nasıl olsa o halleder” demeye alışır. Bu durum başta pratik görünür, hatta güven verici bile olabilir. Ama zamanla şirket tek bir yerden akmaya başlar. Ve o yer daraldıkça bütün yapı zorlanır.

Bu yorgunluğun içinde genellikle konuşulmayan çok şey vardır. Küçük aksaklıklar vardır ama dile getirilmez. “Büyütmeyelim” denir. “Zaten değişmez” denir. “Şimdi zamanı değil” denir. Bu cümleler ortamı sakin tutar ama meseleleri çözmez. Aksine, konuşulmayan her konu biraz daha ağırlaşır. Bir süre sonra herkes aynı şeyi hisseder ama kimse tam olarak neyi konuşmadığını hatırlamaz. Sorun vardır ama adı yoktur.

Kararlar alınmaya devam eder. Toplantılar yapılır, notlar tutulur, herkes başını sallar. Fakat kararların sahaya indiği yerde bir boşluk oluşur. Kimse o kararın gerçekten sahibi değildir. Takip edilmez, ölçülmez, geri dönülmez. Bir süre sonra aynı konu yeniden gündeme gelir. Aynı tartışmalar yapılır, benzer cümleler kurulur. Bu tekrar hâli şirketi yorar. Çünkü asıl yoran şey karar almak değil, kararsızlıktır.

Yorgunluk arttıkça kontrol ihtiyacı da artar. Her şey daha yakından takip edilmek istenir. Daha fazla rapor, daha fazla onay, daha fazla kontrol devreye girer. Ama bu, beklenen rahatlamayı getirmez. Aksine, hareket alanı daralır. İnsanlar risk almaktan kaçınır, sorumluluk almak yerine beklemeyi tercih eder. Çünkü sınırlar net değildir. Ne zaman neye karar verileceği, kimlerin hangi konularda inisiyatif alabileceği belirsizdir. Belirsizlik ise en çok enerji tüketen şeylerden biridir.

Bu noktada şirket içinde ortak bir duygu yayılır: “Bir şeyler eksik.” Ama bu eksikliğin ne olduğu tam olarak tarif edilemez. Sistem mi, insan mı, zaman mı, para mı… Herkes başka bir şey söyler. Oysa çoğu zaman eksik olan şey çok daha basittir: netlik. Kim neyi neden yapıyor, hangi karar neden alındı, öncelikler nerede başlıyor nerede bitiyor… Bu soruların cevapları bulanıklaştığında şirket ağırlaşır. Çünkü insanlar sadece iş yapmaz; anlam arar.

Şirket yorgunluğu çoğu zaman performans düşüklüğü sanılır. Daha çok çalışarak, daha fazla bastırarak, daha sıkı denetleyerek çözüleceği düşünülür. Oysa yorgunluk, daha fazla koşarak geçmez. Yanlış yerde hızlanmak sadece tükenmeyi artırır. Asıl ihtiyaç olan şey, hız kesmek değil; yönü netleştirmektir. Nereye gittiğini bilen bir şirket, daha az yorulur.

Bu hâl bir çöküş değildir. Aksine, şirketin hâlâ kendini korumaya çalıştığının göstergesidir. Yorgunluk bir uyarıdır. “Bir şeyleri gözden geçirme zamanı” diyen sessiz bir çağrıdır. Büyük laflar istemez, köklü devrimler beklemez. Küçük ama dürüst bir bakış ister. Nerede yük birikiyor, kimler sürekli taşıyor, hangi kararlar havada kalıyor, hangi konular konuşulmuyor… Bu sorular sorulduğunda, çözüm genellikle kendini gösterir.

Çoğu şirket, krizi bekleyerek hata yapar. Oysa en sağlıklı dönüşümler, kriz olmadan önce başlar. İşler tamamen bozulmadan, insanlar kopmadan, yapı dağılmadan yapılan küçük düzeltmeler büyük rahatlama sağlar. Çünkü yorgunluk erken fark edildiğinde kolay hafifler. Geç fark edildiğinde ise önce insanları, sonra şirketi yıpratır.

Bu yazı bir reçete sunmuyor. “Şunu yapın, bunu yapmayın” demiyor. Çünkü her şirketin hikâyesi farklıdır. Ama şunu fısıldıyor: İşler yolundayken durup bakabilen şirketler, gerçekten ilerler. Diğerleri ise bir gün durmak zorunda kaldıklarında, neden bu kadar yorulduklarını anlamaya çalışır.

Eğer bu satırları okurken içinizden “bizde de böyle” geçtiyse, bu kötü bir işaret değildir. Tam tersine, hâlâ hissedebildiğinizin göstergesidir. Ve çoğu zaman iyileşme, tam da bu fark edişle başlar.

Belki de;

Belki de sorun hiçbir zaman piyasa değildi.

Belki de insanlar değişmedi, işler zorlaşmadı.

Belki de şirket sadece bir süredir kendini dinlemiyordu.

Koşarken fark edilemeyen şeyler, durulduğunda görünür hâle gelir.

Ve bazen ilerlemek için gereken tek şey,

bir an durup gerçekten nerede olduğumuzu fark etmektir.

Kobitek'e ücretsiz üye olun
Etiketler:

Sibel Arslan
Sibel Arslan

Ekonomist & Mali Analist

Sibel Arslan, 1965 yılında İzmir’de doğmuştur. 1986 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü’nden mezun olmuştur. Kariyerine 1988 yılında Milli Aydın Bankası Denizli Şubesi’nde müdür olarak başlamış, daha sonra özel sektöre geçerek bir şirketler grubunda Finansman Müdürü olarak görev yapmıştır. Bu süreçte edindiği saha deneyimi sayesinde kurumsal finans, muhasebe sistemleri ve iç denetim alanlarında uzmanlaşmıştır.

1994 yılında Türkiye'nin ilk kadın Mali Müşavirlerinden biri olarak Arslan Mali Danışmanlık’ı kurmuş, profesyonel deneyimini hem yerli hem yabancı firmalara sunarak sektörde fark yaratan danışmanlardan biri olmuştur. Özellikle İtalyan sermayeli firmalara sunduğu danışmanlık hizmetleri ile uluslararası düzeyde önemli projelere imza atmıştır.

2000’li yıllardan itibaren kurumsal yapısını genişleterek bugünkü ARSGROUP çatısı altında faaliyetlerini sürdürmeye başlamıştır.

Uzmanlık alanları arasında:
• İhracat muhasebesi ve vergi danışmanlığı
• Muhasebe revizyonu
• İç denetim sistemleri kurulumu ve denetim süreçlerinin iyileştirilmesi
• Stok ve depo yönetimi
• Kurumsal kimlik ve markalaşma stratejileri
• Dijital dönüşüm yönetimi
• Sürdürülebilir kurumsal kültür oluşturma
yer almaktadır.

Sibel Arslan, yalnızca operasyonları analiz eden değil, stratejik dönüşüm süreçlerini yöneten bir danışmandır.
“İşimizi Geleceğin Altına İmzalıyoruz.” yaklaşımıyla, her işbirliğini yalnızca bir hizmet değil; gelecek odaklı bir vizyon yatırımı olarak değerlendirmektedir.

Finansal yönetim ve iç denetim konularındaki bilgi birikimini; şirketlere sürdürülebilir büyüme, risk yönetimi ve yapısal denge kazandırma hedefiyle sunmaktadır.

Bunlara ek olarak, aktif bir köşe yazarı olan Arslan; iş dünyası, ekonomi, dijitalleşme, kurumsal dönüşüm ve kadın girişimciliği üzerine içerikler üretmekte ve bu yazılarla geniş bir okuyucu kitlesine rehberlik etmektedir.

Kadınların iş dünyasında daha güçlü temsil edilmesi gerektiğine inanan Arslan, mentorluk çalışmalarıyla kadın girişimcileri desteklemekte ve bu alanda farkındalık yaratmaya devam etmektedir.

Destekçilerimize Teşekkürler


Kozyatağı Mahallesi Sarı Kanarya Sokak Byofis No: 14 K:7 Kadıköy 34742 İstanbul
Telefon: 0216 906 00 42 | E-Posta: info@ kobitek.com

KOBITEK.COM, bir TEKNOART Bilişim Hizmetleri Limited Şirketi projesidir.

2001 yılından beri KOBİlere ücretsiz bilgi kaynağı olma hedefi ile, alanında uzman yazarlar tarafından sunulan özgün bir iceriğe sahiptir.

Tüm yazıların telif hakları KOBITEK.COM'a aittir. Alıntı yapılabilir, referans verilebilir, ancak yazarın kişisel bloğu dışında başka yerde yayınlanamaz!!!